• BIST 88.735
  • Altın 227,573
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C

Yoksa sahipsiz; garip kalmış mağduriyetlerin adı “Deniz” midir bu ülkede

Reha Muhtar

Birkaç defa görmüşlüğüm...
 
Bir gece Bebek’te bir kafede rastlamışlığım...
 
Yarım saat kadar arkadaşlarıyla beraberken konuşmuşluğum var...
 
Televizyon programları için konuşmuşsam da;
 
“Programıma çıktı mı?..
 
Çıktıysa hangi programıma çıktı?..” Hatırlamıyorum...
 
Benim hayatımda Deniz Seki ve izleri bundan ibaret...
 
***
 
Yazı yazdığım herkesin benimle ilişkisinin şeceresini ortaya dökmem...
 
Fakat Deniz Seki için bunu yapmam gerekliliğini hissediyorum...
 
Temmuz doğumlu olması hasabiyle Yengeç Burcu aidiyetini taşımasının dışında,
 
Bir ortak nokta...
 
Kısmi veya derin bir arkadaşlık...
 
Bir vazgeçilmez dostluk...
 
Bir gönül sevdası...
 
Bir kalp çarpıntısı...
 
Mazinin vefa arzettiren bir sızısı...
 
Türü hiçbir durum da yok kıza karşı...
 
***
 
Zaten mesele de o...
 
Deniz Seki;
 
Hapse girdi, çıktı...
 
Bir daha hapse girecek...
 
Muhtemelen kaçtı...
 
Şimdi uzaklardan; Yeni çıkacak klibinden medet umuyor kız...
 
***
 
Oysa ona yardım edecek olsalardı;
 
Çoktan birileri bir kulpunu bulup;
 
Onu bu cendereden muaf tutacak mekanizmaları harekete geçirirlerdi...
 
Oysa o;
 
Bu ülkede yapayalnız...
 
Tek başına...
 
Sırtını kimselere dayamamış genç bir sanatçı...
 
Arkasını güçlü ve kudretliye dayamamış genç bir kadın;
 
Sanatçılığın “matah bir şey olduğunu” zannetmiş...
 
Ve hayatını sürdürebileceğine inanmış bir garip şarkıcı olarak, hayattaki seçimlerinin ağır bedellerini ödüyor...
 
***
 
Kimse kılını kıpırdatmıyor Deniz Seki için...
 
Kılını kıpırdatmayan bunca kudretlinin;
 
Kerli ferlinin duyarsızlığı... Vurdumduymazlığı...
 
Adam sendeciliği...
 
Bir sürü kendinden cesareti menkul kalemin “ödlekliği...”
 
Aynı aidiyeti taşıdıkları insanlar dışındakilere; kayıtsızlığı...
 
İnsanlara karşı hissizliği...
 
Sanata ve sanatçıya karşı biçimsizliği...
 
Beni çileden çıkartıyor...
 
***
 
Deniz gibi, şarkılarıyla bu ülkeyi kasıp kavurmuş bir sanatçının;
 
Cezasının geri kalan kısmını;
 
Müzik eğitimine hasret yüzbinlerce çocuğa; Islahevlerinde...
 
Sosyal merkezlerde...
 
Eğitim veren derneklerde...
 
“Müzik eğitimi sunarak cezasını çekmesini” bile öngöremeyen...
 
İnsanlara sadece ceza vermeyi...
 
Onları hapse tıkmayı düşünen...
 
O cezanın, ihtiyacı olan çocuklara bir sevap haline gelmesini bile planlayamayan... İnsanı kazanmaya değil... İnsanı kaybetmeye konuşlanan...
 
Bir sistemin altında ezilmekteyiz hepimiz...
 
***
 
Deniz Seki’nin bundan sonra cezasını “hapishanede çekip, oradaki tecritinin...”
 
Kime ne yararı olacak?..
 
Kendisi mi yararlanacak?..
 
Cezaevi mi yararlanacak?..
 
Deniz;
 
Cezaevinde mi topluma daha fazla hizmet edecek?..
 
Yoksa uyuşturucuyla mücadele derneklerinde savaşarak...
 
Başka insanların uyuşturucu müptelası olmasının önüne geçmeye çalışarak mı...
 
Topluma bir katkı sağlayacak?..
 
***
 
Çocuklara müzik eğitimi vererek... Onların kalplerini ısıtarak mı...
 
Bu toplum için yeni bir heyecan yaratacak?..
 
Yoksa hapishane duvarlarına ağıt yazarak mı?..
 
***
 
Yurt dışında bir meçhulde, kimselere görünmeden...
 
Varlığını hissettirmeden...
 
Gölge gibi yaşayarak mı...
 
Sanat icra edecek?..
 
Yoksa “sanata ihtiyacı olan yüzbinlerce gence hayat ve müzik vererek mi” yeniden sanatçı doğacak?..
 
***
 
Bu ülkede, gerçekten mağdur olmak için?..
 
Mutlaka bir siyasetin...
 
Bir erkin...
 
Bir ideolojinin...
 
Bir derin mekanizmanın...
 
İmtiyazlı bir mensubu mu olmak gerekiyor?..
 
Mağdur olmanın yolu; gizli bir imtiyazdan mı geçiyor Türkiye’de?..
 
Mağdur diye maziden günümüze sürülmeye çalışanlara baktığımda;
 
“Hep siyasi, ideolojik veya gizli bir imtiyazın ayak izlerini” görmekteyim...
 
Zavallı Deniz...
 
Ve soyadı Gezmiş olan diğer zavallı “Deniz...”
 
Düşünüyorum da...
 
Sahipsiz...
 
Garip kalmış mağduriyetlerin adı “Deniz midir” yoksa bu ülkede?..
 
“ÖLÜM TALİMİ YAP...”
 
Platon ölüm döşeğindeyken bir arkadaşı kendisinden hayatının büyük çalışması olan;
 
“Diyaloglar”ı özetlemesini ister...
 
Platon derin derin düşündükten sonra arkadaşına şöyle cevap verir;
 
-“Ölüm talimi yap...”
 
***
 
Eski düşünürler, Platon’un bu ifadeyle söylemek istediğini başka şekillerde ifade ederler...
 
-“Ölüm sadece çok yaşlıların değil; gençlerin de sürekli vizyonlarının ortasında durmalı...
 
Her gün;
 
Sanki yaşamınızın son günüymüşcesine, onu bitiriyormuşcasına tamamlanmalı ve düzenlenmeli...”
 
***
 
“Bu size ‘zaman’ın paha biçilmezliğini anımsatacak...
 
Daha zengin... Daha bilge...
 
Daha doyurucu...
 
Bir yaşam sürmek için en iyi vaktin şimdi olduğunu hatırlatacak...” diyor Robin Sharma...
 
***
 
İnsanın gerçekte üzüntü duyduğu şeyin “tamamlayamadığı, suçluluk duyduğu, çözümünü geciktirdiği ve gerçekleştiremediği;
 
Bu yüzden içinde bıraktığı şeyler olduğunu” olduğunu birkaç yıl önce anladım...
 
O günden sonra;
 
Kendi ilişkilerimde...
 
Yarım kalmışlıklarımda...
 
Bitiremediklerimde...
 
Pişmanlık ve suçluluk hissettiklerimde;
 
Kendimi kurtaracak çalışmaları hızlandırdım...
 
Hepsiyle ilgili duygularımı...
 
TAMAMLAMAK için çabalamaya karar verdim...
 
O gün bugündür bu uğraşın içindeyim...
 
Bir gün nasıl olsa fiziki ömrümüzü tamamlayacağız...
 
Sonrası bir kısmımıza ne kadar meçhul görünse de... Bu dünyadaki “yarım kalmışlıkları” bitirmenin...
 
Mümkün olduğunca buradan; tamamlanmış gitmenin sonsuz yararı var...
 
Ne olur ne olmaz...

Bu yazı toplam 423 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim