

Başbakan Tayyip Erdoğan, isim vermese de adresi malum bazı medya potronlarına resmen gözdağı verdi:
” Yazarlarınıza dikkat edin!... Öyle zart zurt, her şeyi yazmasınlar” diyerek hükümetinin ve icraatlarının eleştirilmemesini istedi bir anlamda…
Bunun adı açık açık baskı değil mi? Aksi halde bunun faturasını ödersiniz demek istemiyor mu patronlara…
Peki, Başbakan’ın bu açıklamasına Basın konsey’inden, Gazeteciler Cemiyeti’nden tepki var mı? Yok… Hele hele, "Biz çok sesli bir gazeteyiz… Her yazar farklı düşüncelerini özgürce dile getirir” diye yıllarca bağıran Ertuğrul Özkök’ün gazetesinden “çıt” çıktı mı? mümkün mü?.. Diğer gazetelerden… Asla!... Çoğu ellerini ovuşturdu “Yine birileri fırçayı yedi” diye…
Basının çoğunluğu hükümetin kayıtsız şartsız emrinde… Azınlıkta kalanların çoğu da hükümetin kayıtsız şartsız karşısında…
Basının çoğunluğu askeri yıpratmak için her yolu deniyor, hatta ordu lağvedilsin diyenler bile var…Azınlıkta kalanlar da korumak için çabalıyor…
Bir kısım basın, "Darbelerin sonu artık geldi…Herkes ve darbeic paşalar da hesap verecek" diyor, karşısında olanlar sivil faşizmden ve irtica tehlikesinden söz ediyor…
Yargıya Adalet Bakanı ile birlikte saldıran basın çoğunlukta, savunanlar azınlıkta… Erzincan ve Erzurum savcılarının sürtüşmesi basını ve onun yoluyla halkı kamplara bölüyor.
İlginçtir bu toz duman içinde, hala şarap, aşk, seks yazıları ve gezip tozdukları yerleri anlatan yazarlar “Lale Devri”ni yaşıyor…
Bir yanda liberaller, bir yanda muhafazakarlar, bir yanda
laikler, bir yanda ikinci cumhuriyetçiler, diğer yanda Atatürkçüler derken
basındaki çok seslilik inanılmaz bir akortsuzluğu simgeliyor… Ve bu
akartsuzluk, çoğu zaman ülke çıkarlarını göz ardı ederek
“Kayıkçı ve sen,ben”
kavgasına, birilerine yaranmaya dönüşüyor…
Bir zamanlar “gerekirse onurumla kırarım” denilen kalemler robotlaşmış bir şekilde efendilerine hizmet etmek, birşeyleri yıpratmak için yarışıyor…Ülkeyi düşünmek ise sokaktaki vatandaşa ev ödevi olarak veriliyor… Ama vatandaşın objektif, yansız haber alma şansı yok ki!... Basındaki yandaşlık ve karşıtlık kirliliği had safhada…
Sonuç, medya burnuna kadar tarafgirliğe batmış… Çok seslilik
giderek bir yandan tek sesliliğe bir yandandan da ve akortsuzluğa dönüşmüş…
Bir kısmı aldığı güçle pervasızlığı, hakareti, iftirayı görev edinmiş, bir kısmı da korkudan iyice sinmiş. Gemilerini kurtarmak için hala el altından çeşitli pazarlıklar girişmeyi sürdürüyor… Fonda da Orhan Gencebay’ın şarkısı çalıyor,”Batsın bu medya, pardon dünya”…