

Levent Kırca, 'Son İstasyon' filminde hayatının en başarılı rolüyle seyirciyi duygu seline sürüklüyor
Levent Kırca’nın “Son İstasyon” filminin bu hafta vizyona gireceğini öğrenince çok bilmiş(!) anlı şanlı yazarlar için “Bu filme gölge etmeyin, başka ihsan istemez” anlamına gelen bir yazı yazmıştım… Çünkü, sanata bir ömür veren Kırca’ya ve emeğine saygı gösterilmesini istemiştim…
Eee, bunca sert bir ifadeden sonra filmin galasına gitmek şart oldu… Çok uzun bir aradan sonra bir sinema filmi ile seyirci karşısına çıkan Levent Kırca’yı merak etmemek mümkün değildi doğrusu…
Galadaki müthiş kalabalıktan bir cümle ile söz ettikten sonra, hemen filme ve insanın peş peşe yüzüne çarpan mesajlara, daha doğrusu ülkenin sosyal gerçeklerine geçeyim hemen.…
Bir aile düşünün, baba dar gelirli bir devlet memuru. Uşak’ta istasyon amiri… 60’lı yaşlarında… Devletine, Atatürk’e yürekten bağlı, şimdilerde yadırganan, daha doğrusu nesli tükenen bir devlet memuru…
Peş peşe atılan tokatlar
Üç çocuğu var…Biri tahsiline gurbette devam etmiş, ünlü bir orkestra şefi olmuş... Maddi, manevi doyum had safhada… Ama, çıktığı yumurtayı beğenmeyen civciv misali, ailesini bir gün bile arayıp sormuyor… Şöyle gözlerinizi kapatıp düşünün, yakınlarınızda, çevrenizde, sokağınız ya da mahallenizde anne-babasına karşı hayırsız olan nice evlat yok mu? Vaar… Hem de çoook!...
Neyse ben Kırca’nın peş peşe attığı tokatlarla içimi nasıl acıttığına devam edeyim.
Bir kızı var… Gözü dışarıda ve yükseklerde… Uşak gibi küçük yer onu boğuyor. Kurtuluş için iki yol var. Ya, artist, şarkıcı olacak, ya da zengin bir koca bulacak… Zengini buluyor, ama adam evli… Gazetelerde her gün rastladığımız, “ünlü olmak için evden kaçtı, pavyona düştü. Evleneceği erkek evli çıkınca öldürdü.” gibi hayatın gerçeği yani!...
Sonuç, işsiz güçsüz, kabadayı özentisi ağabey, durumu öğrenince kız kardeşini sevgilisiyle basıyor ve adamı öldürüyor. Ve bu olay, babalarının emekli olacağı gün yaşanıyor…
Şimdi, genel hatlarıyla aktardığımız hayatın bu gerçeklerine Levent Kırca’nın bana göre, hayatının en başarılı dram oyunculuğu da eklenince yüreğiniz sızım sızım sızlıyor inanın!...
Emekli memurun çilesi
Büyük ustanın attığı tokatlar bu kadarla bitmiyor ki!... Emekli ikramiyesi ile “ İstanbul’da ev alma” hayallerinin nasıl kabusa dönüştüğünü yaşayan milyonlarca insan gibi Levent Kırca da yaşıyor…
Çaresiz, apar topar evlendirip İstanbul’a gönderdiği kızının kira ile oturdukları tek odalı gece kondusuna sığınıyor karısı ve annesiyle… Fakirlik, yoksulluk diz boyu… Milyonlarca göç kurbanı aile gibi… Sonuç, kavga ve tatsızlık ve kapı önüne konma…
Çıktığı yumurtanın kabuğunu beğenmeyen zengin oğlunun yanında geçen günler ise başlı başına içler acısı bir tablo… Bir evlada anne ve babasının nasıl ağır geldiğini görünce burnunuzun direği sızlıyor. Annenizi, babanızı, evlatlarınızı düşünüyorsunuz. Bunları yaşamamak için dua ediyorsunuz…
Fakirliğe öteden beri isyan eden kızın, sonunda namus kavramını silerek hayallerine kavuşması, kanun kaçağı oğulun karanlık dünyada mafyacılık oynarken babasını bile vurduracak kadar taş kalpli olması ise insanı acı acı düşündüren gerçeklerin ta kendisi!...
Sonuçta, aldığı “İnsan, evlat, baba, devlet, millet, namus” terbiyesini çocuklarına da vermek için çırpınan bir babanın uğradığı hayal kırıklığı öylesine usta bir dramla aktarılıyor ki filmde, anlatılmaz, görmek gerek…
Eğer “Babam ve Oğlum” filmi bu ülkede milyonlarca seyirci topladıysa, “Son İstasyon” filmi en az onun kadar seyirci toplamalı…
Levent Kırca’nın bana göre sinemada hayatının finalini yapmış… Ancak, çoğunluğu genç kadrodan oluşan rol arkadaşlarının hakkını yemeyelim… Cenk Çelebioğlu müzikleriyle yaşanan duygu selini coşturuyor… Yönetmen koltuğundaki Oğulcan Kırca’ya da sinemaya yaptığı görkemli giriş nedeniyle tebriklerimi yolluyorum…
Son bir notumda Levent Kırca'dan desteğini hiç bir zaman esirgemeyen ender gazetecilerden biri olan Uğur Dündar'a... Keşke galada seni görebilseydik...