Akşamüstü vakitleri
25 Aralık 2009 Cuma 23:58
“
Tam 5 yıl, 5 ay, 27 gündür susuyorum...
Yaşıyorum, görüyorum, hissediyorum, düşünüyorum, yazıyorum ama susuyorum...
Sanırım artık birşeyler söylemenin zamanı... “
****
Akşamüstü vakitleri.
Ofisteki masamdan Boğaziçi köprüsüne bakıyorum.
Zincirlikuyu trafiği kilit. Hani o filmlerde gördüğünüz kırmızı stop lambaları, büyükkentin yüksek ışıkları ve ofislerde fazla mesainin izleri.....
Dışarı baktığım camda kendi izdüşümüm. O da bana bakıyor, buğulu...
Akşamüstü vakitleri.
“
Şehir yalnızlıklarının“ en yoğun anları.
Kimileri boş evlere doğru yola çıkacak birazdan,, kimileri aslında hiç olmak istemedikleri 25 yıldır değişmeyen adreslere.. Kimileri ise uzun zamandır demir attığı “
kırık kalpler durağında” yine..
Kimileri eğlenceye vuracak boş gönüllerini, kimileri metronun tuhaf kokulu vagolarında yol alacak..
Kimilerinde ise “
yılların yorgunluğu”.
****
Akşamüstü vakitleri.
En mavi saatlerim benim. Hele İstanbul’daysam, mevsim kışsa ve kulağımda Candan Erçetin çalıyorsa:
“
Gönül durgunlukları, hayat yorgunlukları,
Şehir yalnızlıkları çeken bütün kalpler,
Kimini yakıp geçen aşklar incitmiş,
Kimini yanlış kararlar yıkıp geçmiş,
Kimine yakın dostu ihanet etmiş,
Kimi hayatın sillesini yemiş... “
Çocukluğunuz da umutlarınız da çook uzakta kalmış sanki.
Hayat öyle bir savurmuş ki sizi...
Bu muydu olmak istediğiniz kişi, bu muydu hayalini kurduğunuz “
o yer”?
Bir yandan yeni yılın heyecanı, öte yandan 40 yaşın keskin virajı.
Tam bunları düşünürken, ikinci şarkı çalmaya başlıyor kulağımda :
“
Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar
Hadi git, benden sana dilediğince izin.
Git, iş içten geçmeden git
Çok geç olmadan vakit”
Nasıl oluyor bilmiyorum, hep “
kal” demek istediklerimize “
git” diyoruz.. Ve gidiyorlar.
Erkekler de mi böyle, yoksa hep kadınlar mı gönüllerinin tersine cümleler kuruyorlar !
Kendimizden mi korkuyoruz, yoksa sevgiliden mi ?
Candan Erçetin yanıt veriyor sanki :
“
İnsanız, bir anlam ararız yaşamak için
Ait oluruz, sahip oluruz ya da olamayız
Acılar çekeriz hesabını soramadan
Yeminler ederiz, tutamadan.... çeker gideriz “
Akşamüstü vakitleri.
Ofis boşalıyor. Camdan İstanbul’a bakıyorum. Camdaki “
izim” de bana.
Ne hayatlar saklıyor bu şehir kimbilir ?
Öylece geçip gidiyoruz hayatın içinden... Kim hatırlar ki bizi yıllar sonra ?
Bu Candan da çok oluyor ama :
“
Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım,,
Unutma beni,, unutama beni...
Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca,
Unutma beni, unutama beni... “
Tam 5 yıl, 5 ay, 27 gün sonra yeniden Candan Erçetin doluyor kulaklarıma...
İşte bu yazı da onun yüzünden....
YAŞLI TİMSAH

ESMERAY ı unutmak kolaymı?
Özlem hn. çok güzel bir konuyu ele almışşsınız ve güzel kaleme almışsınız ancak finalde :
Bu Candan da çok oluyor ama :
“ Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım,,
Unutma beni,, unutama beni...
Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca,
Unutma beni, unutama beni... “
Tam 5 yıl, 5 ay, 27 gün sonra yeniden Candan Erçetin doluyor kulaklarıma...
İşte bu yazı da onun yüzünden....
Bu şarkıyı Candan dan daha güzel okuyan ve bize sevdiren rahmetli ESMERAY ı ansaydınız bence yazınız daha da büyürdü.
27 Mart 2010 Cumartesi 11:20
eda

yorum
özlem hanım, gerçekten gitmesine izin verebiliyormusunuz?nedir onu sizde tutan?aşk mı , mecburiyet mi? yalnız kalmak korkusu mu? tutkunuz mu?
26 Aralık 2009 Cumartesi 14:16