Türkiye uykuda, Tuba Ünsal nikah masasında

Manken Tuba Ünsal, bir yıldır birlikte olduğu Galerist'in sahibi Murat Pilevneli ile Los Angeles'ta evlendi. 7 aylık hamile olan Ünsal, evlilik haberini Twitter'dan duyurdu

''Ezel''e sürpriz konuk mu geliyor?

Kıvanç Tatlıtuğ ''Ezel'' dizisinde birkaç bölüm konuk sanatçı olarak rol alacak.

Kimse onun kadar ''evet'' demedi

Artık konu kapandı! Tünelin ucu tüm bekâr kadınlar için karanlık. Çıta yediye çıktı bir kere!

Tertemiz evleniyor!

Manken Simge Tertemiz ile işadamı sevgilisi Murat Kadıoğlu evlenme kararı aldı. Dört yıldır birlikte olan çift, önümüzdeki yaz gerçekleşecek düğünleri için şimdiden hazırlıklara başladı.

Kanyon'da sinema keyfi!

Oyuncu Engin Altan Düzyatan, 'New York'ta Beş Minare' isimli filminin çekimlerinden arta kalan kısımlarını sevgilisi Özge Özpirinççi ile geçiriyor.

Olaylı şarkı Aşkın'ın!

'Beni Sorarsan' adlı şarkı yüzünden Petek Dinçöz'le Aşkın Nur Yengi arasında çıkan kriz çözüldü!

Olaylı şarkı Aşkın'ın!

'Beni Sorarsan' adlı şarkı yüzünden Petek Dinçöz'le Aşkın Nur Yengi arasında çıkan kriz çözüldü!




Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Eyşan Özhim
Eyşan Özhim
Yaz Yağmurları…
02 Temmuz 2010 Cuma 14:10

Haziran bitti ama sanki yaz gelmedi İstanbul’a! Türkiye genelinde çok yağmur yağdı! Hatta akşamları üstümüze ceket, hırka giymezsek üşüyoruz! Etrafta kışlık çizmeleri ve mini etekleriyle dolaşan “kedileri görüyorum”…

Türkiye’de Nisan ayı itibarı ile sinemaya giden seyirci sayısı düşmeye başlar. Havalar ısınır ve güneşli güzel bir havada canımız sinemaya gitmek istemez. Sinemacıların iş yaptığı sezon, okulların açılması ve kapanması arasındadır. Sektör bu zamanlarda yağmur duası eder. “Yağmur yağsın da insanlar sinemaya gelsin” diye… Haziran’da okulların kapanmasıyla tatile kaçanlar şehirleri boşaltır… Eylül ayına kadar vizyona giren filmlerin kalitesi de doğal olarak düşer…

Sektörün büyük yapımcıları, sezonun en iyi zamanlarında, sinema salonlarına yaptıkları rezervasyon ve toplu salon kapamalarıyla küçük yapımcılara yer bırakmazlar. Nisan ayından sonra vizyona giren filmlerin büyük çoğunluğu bu genç yapım şirketlerine aittir. İşte bu sebepten dolayı yağmur da yağsa güneş de açsa, Nisan ayından sonra da sinemaya gitmeliyiz! Genç sinemacılara destek vermeliyiz… Biz sinemada Türk filmi izlemeliyiz ki, Türk sineması hak ettiği yeri bulabilsin! Haziran boyunca yağan yağmurların seyirci sayısına bir etkisi oldu mu bilmem ama hava sıcak olduğunda bence gidilecek en güzel yer serin bir sinemadır. Güzel bir film seyrederek, kendimizi unutup başka bir dünyaya yolculuk etmek varken güneşin altında aylak aylak dolaşanları hiç anlamıyorum…

Futbol seyretmeyi seven kadınlardanım! Bu ülkede insanlar, maç seyretmek için statları dolduruyor ama sinema salonları boş! Maç biletleri, sinema biletinden daha ucuz da benim mi haberim yok? Statları dolduran insanların yarısı senede on kere sinemaya gitse yeter! Bu hafta gittiğim sinema salonlarında ben dahil üç-beş kişiydik. Arkadaşlar neredesiniz? Herkes mi tatile gitti?…

Doksanlı yılların başıydı, bir gün kapı çaldı açtım iki kişi anket yapıyor. Anket soruları, evin içinde yaşayan kişilerin genel durumuyla ve televizyon seyretme alışkanlıklarımızla ilgiliydi. O yıllarda bizim evde her yaş ve öğrenim grubundan insan vardı. Çok mutlu oldu anketi dolduran arkadaşlar ve gene geleceğiz diyip gittiler. 10 gün sonra ellerinde küçük siyah bir kutu ile geldiler. Kutuyu televizyona bağladılar ve kanal değiştirdikçe, kutunun üstündeki kanalları da değiştirdiğimizde puan kazanacağımızı, toplanan puanlarla da hediye kazanacağımızı, böylelikle seyircinin isteği doğrultusunda programlar yapabileceklerini söylediler… Üç ay sonrada gelip geri aldılar kutularını. İşte ilk defa reyting denilen şeyi o zaman öğrenmiştik…

Sonradan öğrendiğim, kesin olmayan bilgiye göre bu kutucuk aslında reytingi ölçmüyormuş. Ülkeler arası bir tür (3-F)”savaş “aletiymiş. Kutunun geldiği ülke, Avrupa’nın tekstil devlerinden biri ve Türkiye’yi kendilerine rakip olarak gördükleri için bu reyting aletlerini ülkemize sokmuşlar. Ülkenin dikkatini ekonomi ve kültürden uzak tutmak için yapılan bu stratejiyle ahlak çöküşü de beraberinde geliyor.  Futbol, Fiesta, Fado ! kelimelerinin baş harflerinden oluşan 3-F’ye dikkatleri odaklayarak ciddi konulardan uzak durmamızı sağlıyorlar.(gerçi 3 F in çıkış yeri farklı bir ülkedir)

O yıllarda, her gazetenin dergi şeklinde kocaman hafta sonu ekleri vardı. Bize işaret ediliyordu; bunu okuyun, bakın, seyredin diye… Renkli, parlak resimlerle gözlerimizi boyadılar. Bu dedikodu dolu dergilerin, fikir babası da yine aynı ülkedir. O yıllardan beri reyting aleti olan bir ev duymadım, görmedim. Bize, en çok bu seyrediliyor diye bir sonuç veriyorlar ama seyredenlerin kimler olduğunu bilmiyoruz…

Tabii ki maç seyredeceğiz, dedikodulu dergilere bakacağız, televizyon seyredeceğiz! Ama durum ortada! İşsizlik almış başını gidiyor, geçim derdindeki vatandaş maçları kaçırmıyor, televizyon dizilerinde oynayan oyuncuların hayat hikayesini  ya da neresinde beni var onu biliyor ama sinemaya, tiyatroya gitmiyor! Kitap okumuyor!  Konu açıldığında ise başımıza büyük eleştirmen kesiliyor! Cahillik ve küstahlık  her yerde karşımıza çıkıyor!!!

Sinema seyirci sayımız arttığında Türkiye’de daha iyi filmler yapılacak çünkü bu filmlerin çekilmesi için gerekli olanaklar sağlanmış olacak. Sinemalarımız kapanmayacak, yazlık sinemalar açılacak! Bilet ucuzlayacak… 

Bu hafta vizyona iki tane Güney Kore filmi giriyor. Son zamanlarda Kore filmlerini çok sever oldum. Özellikle Kim Ki-duk filmlerini kaçırmıyorum. Türkiye, 1980’den itibaren Kore’nin ekonomik stratejisini örnek alınca benzer sosyal sorunlar ve ekonomik krizler yaşadık. Bu sebeple Kore filmlerini seyrederken hiç yabancılık çekmiyorum…  Bazıları bol kanlı geçiyor ama ben oralarda gözlerimi kapatıyorum(!)  Eskiden Uzak Doğu filmi denilince, aklımıza “vurdulu kırdılı” filmler gelirdi ama artık polisiye türünde, sosyal sorunları konu alan insan hikayeleri anlatan filmler izliyoruz.

Ölüm Zili (Gosa/Death Bell); Yoon Hong-seung’un filmi. Kolej sınavına hazırlanırken psikolojik problemler yaşayan gençlerin korku ve gerilim dolu hikayesi…

Ölüm Peşimizde (Yoga Hakwon/Yoga); Bir yoga okulunda geçen bu korku filminin yönetmeni Jae-yeon Yun. Seyredenlerden kötü puan almış…

Müşteri (Cliente/A French Gigolo); Elli yaşlarında bir kadın internette tanıştığı erkeklerden birine aşık olur. Genç bir adam olan Marko, para karşılığı yaptığı bu işe karısının dükkanın borçlarını karşılamak için başlamıştır ve bıraktığında yaşam zorlukları çekmeye başlarlar…

Yuva (Refuge) ;  Uyuşturucunun gencecik hayatları nasıl yok ettiğini anlatan filmlerden biri daha…

Oyuncak Hikayesi 3 (Toy Story 3); Üç boyutlu animasyon seven benim gibi çocuk ruhlu büyükler için! Tom Hanks, Robin Williams, Whoopi Golberg gibi sevdiğimiz oyuncuların sesleriyle… Bu haftanın en iyi filmi budur!

Temmuzun bu yağmurlu günlerinde kitap okumak isteyen arkadaşlarıma Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Yaz Yağmuru” adlı hikayesini tavsiye etmek isterim. Lisedeyken ezberlediğim ve çok sevdiğim bir şiirle veda edeceğim bu haftaki köşe yazımıza...  Şiir seven arkadaşlarıma da bu şiiri okurken bir hatırlatma yapmak isterim. Her hecede parmağınızı masaya tıklatarak okuyun. Yağmurun yağışı nasılda güzel seslendirilmiş…  Kelimelere ses veren adam Tevfik Fikret. Ve  “Yağmur” şiiri…

Sevgi ve Saygılarımla…

Yağmur

Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz
Olur dembedem nevha-ger, nagme-saz
Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler...

Sokaklarda seylabeler ağlaşır
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;

Bulutlar karardıkça zerrata bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;

Bürür bir soğuk, gölge etrafı hep,
Numayan olur gündüzün nısf-ı şeb.

Söner şimdi, manzur olurken demin
Hayulası karşımda bir alemin.

Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere;
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.

Geçer boş sokaktan, hayalet gibi,
Şitaban u puşide-ser bir sabi;

O dem leyl-i yadımda, solgun, tebah,
Surur bir kadın bir rıda-yı siyah

Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek! -
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.

Öter guş-ı ruhumda boş bir enin,
Boğuk bir tezad-ı sukun u tanın;

Küçük, pür heves, gevherin katreler
Sokaklarda, damlarda pür ihtizaz
Olur muttasıl nevha-ger, nağme-saz
Sokaklarda, damlarda pür ihtizaz
Küçük, pür heves, gevherin katreler...

Yağmur (Günümüz Türkçe'siyle)

Küçük, tekdüze, ürkek vuruşlar
Kafeslerde, camlarda titreşerek
Durmadan türkü söyler, ağıt yakar
Kafeslerde, camlarda titreşerek
Küçük, tekdüze, ürkek vuruşlar

Sokaklarda seller ağlaşır
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;

Bulutlar karardıkça zerrelere bir
Ağır, olgun dalgalanma gelir;

Bir soğuk gölge çevreyi bürür,
Gündüzden gece yarısı görünür.

Söner şimdi, görünürken demin
Maddesi karşımda bir alemin

Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere;
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.

Geçer boş sokaktan, hayalet gibi
Koşarak bir çocuk, başı örtülü

O sıra, andığım gece, solgun ve bitkin,
Sürür bir kara çarşafı bir kadın

Saçaklarda kuşlar - acıdır bu pek! -
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.

Öter ruhumun kulağında boş bir inilti,
Boğuk bir sessizlikle tınlamanın çelişkisi

Küçük, istek dolu, inci gibi damlalar
Sokaklarda, damlarda hep titreşir
Ezgi söyler durmadan, ağıt yakar
Sokaklarda, damlarda hep titreşir
Küçük, istek dolu, inci gibi damlalar...
                                                              Tevfik Fikret (1897)

Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
Yazarın Diğer Yazıları
BÜTÜN GAZETELER

Çok Okunanlar
ANKET
'Recep İvedik 3' size göre kaç seyirci toplar?
\'Recep İvedik 3\' size göre kaç seyirci toplar? anketi
Oylamaya Katıl »


» RSS
| Copyright © 2008 haberkonseyi.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
   

.