

Savaşmayın! Sarılın! Elleriniz Çiçek Tutsun!
Bu hafta bir dakikanın bedellerini konuştu tüm dünya. İskenderun ve Mavi Marmara gemisinde yaşanan kayıpların, birbiriyle bağlantısı olduğu çok açık. Sokaktaki herkesin konuştuğu ve bütün basında karşınıza çıkan bu tatsız haberle ilgili daha fazla yorum yapmak istemiyorum ama Taksim’de ki gösteri dağıldıktan sonra yaşadıklarımı paylaşacağım.
Çoğunluğu başı bağlı kadınların oluşturduğu, ellerinde Filistin bayrağı taşıyan bu topluluk “Özgürlük, Barış, Savaşa hayır!” gibi bağıracaklarına, tekbir getirerek savaş çığlıkları atıyorlardı. Sıraselviler caddesinden aşağı doğru inerlerken, üzerime doğru geldiklerini gördüm ve birkaç dakika olduğum yerden kıpırdayamadım. Kimdi bu Amazonlar? Birkaç bin Filistin’li Müslüman Amazon, İstanbul’a gelmiş, İsrail’e savaş ilan ediyordu. Bir insan, bir insanı öldürüyorsa katildir. Savaşa çağrı yapanlarda katildir! Suçun cezası insan ölümü olmamalı… Kayıplarımız adına hepimizin başı sağ olsun, arkası gelmesin. Bütün savaşlar bitsin artık!...
Barış dileniyor!
UEFA Euro 2016 ev sahipliği için yapılan oylamayı kaybettik biliyorsunuz. Seyrettiniz mi bilmiyorum ama bütçesi oldukça kabarık bir tanıtım filmi yapılmış. Filmi yapan arkadaşlara bir lafım yok da! yaptırana var!
Bir apartmandayız, on iki yaşlarındaki çocuk, 2016 numaralı kapının zilini çalıyor. Orta yaşlı Avrupalı çift uykudan uyanıp, saç baş dağılmış bir halde, nemrut suratlarıyla kapıyı açıyorlar. Çocuk “ Günaydın, benim adım Barış. Türkiye’den geldim” gibi cümleleriyle elindeki kırmızı beyaz topu çevirerek, uyku sersemi Avrupalıya doğru gönderiyorken top durup dünya oluyor. Önce UEFA’nın yapıldığı ülkelerin haritadaki yerleri ve maçlardan görüntüler geliyor. Barış diyor ki “Bazen bizim takımımız yarıştı ve taraftarımız ordaydı, ama hiç bizde yapılmadı. Şimdi galiba sıra bizde!” Bu arada dünya haritası üzerinde Türkiye’nin kalp atışlarını görüyoruz…
Kapı nedense kapanmış. Barış tekrar kapıyı çalıyor “ Selam, yine ben geldim” diyor. Avrupalı “ döver gibi “Ne var barış? Ne?” diyor. “Hiç Türkiye’de bulundunuz mu? diye soruyor Barış. “Hayır” cevabını alınca “ama her yıl otuz milyon insan geliyor” diyor Barış. Avrupalı “ ben inanmıyorum” derken apartmanın asansöründen takım elbiseli bir aile çıkıp “evet çok güzel bir ülke” diyorlar. Bize inanmayan Avrupalı komşusuna inanıyor ve kafasıyla onaylıyor. “Bu insanlar nerede tatil yapıyorlar, size göstereyim” diyor Barış. Elindeki cep telefonunu Avrupalının suratına dayıyor. Telefon ekranında Türkiye’nin çeşitli turistik yerleri canlanıyor. Hepinizin bildiği “ Nemrut, Göreme, Pamukkale, Camiler, laleler!” gibi şeyler! Derken Avrupalı “hiç fena değilmiş bu Türkiye mi?” diyor! Barış sırıtıyor, Avrupalı “eee?” diyince Barış “biraz daha göstereyim” diyor. Kilise mozaikleriyle Göreme ve kaya mezarlarına bağlanan görüntü, Galata kulesi, Boğaz manzarası, camiler ve yine Göreme! Nemrut! diye devam ediyor. Dönen Mevlevi’den denizlere ve sahillerimize bağlanıyoruz. Bu arada sırtı bize dönük, sarı saçlı, beli olmayan, mavi bikinili bir turist abla da var tabii ki! Avrupalı adam burnunu telefon ekranından çekerek, “hımm güzelmiş” diyor. Tam bu sırada asansör yine açılıyor; üzerinde bikini, kafalarında şapka ve gözlük bulunan iki kız kikirdeyerek Barış’ın yanaklarından öpüp “Barış’ı seviyorum, Türkiye’yi seviyorum” diyip, el sallayıp gidiyorlar! Sabahın o saatinde, fingirdek kızları görünce Avrupalı adamın, gözü “Barış’ta” değil tabii ama yanındaki kadınla kavga edeceği de kesin! Bu arada ne olduysa tekrar kapı kapanmış. Barış yine kapıyı çalıyor, adamla kadın kapıyı açıyor, kadının suratında, birazdan Barış’ı öldürmek üzere olduğunu ifadesi var! Adam “ yine mi sen Barış! yine ne istiyorsun?” diyor! “ dahası var, ilginç bulacağınızı düşünüyorum” diyerek tekrar telefonu kaldırıyor Barış. “Bizim uçaklarımız var, havaalanlarımız var, trenlerimiz çok hızlı ama daha yapılıyor. Denizin altından bile tren yolu geçecek, köprülerimiz, otoyollarımız, otobüslerimiz var, hükümet milyarlarca Euro yatırım yaptı, gece gündüz çalışıyorlar. (sanki başka ülkelerin treni,otobüsü filan yok!) Büyük otellerimizde hayaller gerçekleşebilir, her yaz Antalya’ya gideriz. (sanki başka yere gitmeyiz!) Teknolojimiz çok gelişmiştir (bu arada çanak anten görüntüleri) Stadyumlarımız çok güzel hazırlanıyor!” şeklinde konuşmaların altında inşaat halindeki görüntülerimiz var! “Bu hayal değil, biz hazırız” diyor Barış! Kapı kapanmış, tekrar zil çalıyor ve Avrupalı çiftimiz kapıyı “eee yeter artık diye açacakken” karşılarında dokuz tane çocuk, “futbolu seviyorum” diyor. Kapının önüne, farklı mesleklerden insanlar gelip gidip futbolu seviyorum derken köyden bir dedemiz topu öpüyor. İki tane futbol taraftarı birbirine sarılmış, birinin üstünde Galatasaray diğerinde Fenerbahçe forması var.( Başka takımımız yok ya!, ünlü futbolcularımız da yok!) Aralardaki görüntülerde, tarlada duran genç insanlar görüyoruz, bazen el ele şarkı söylüyorlar. Uykulu ve sinirli Avrupalının şaşkın bakışları altında, Barış arkasına bir grup genç arkadaşını da almış “Ne düşünüyorsunuz, bizim için çok önemli, bu genç insanlar sizin kararınızı bekliyor, Türkiye gelecektir, bu geleceği beraber gerçekleştirelim?” Diyor. “Biz geleceğiz, bize bir şans verin!”
Türkiye’yi zavallı, dilenci gibi gösteren, küçük düşürücü bu filmle, biz bu oylamayı kazansaydık eğer yanmıştık! Bu kadar para harcayıp bu filmi yaptırmışlar! Türkiye’ye yakışmayacak bu filmi nasıl yaptırdılar! Hangi sanat ve marka anlayışının kararıdır bu! Yok muydu? Futbolumuzu tanıtacağımız görüntüler yok muydu? Ünlü bir futbolcumuz, coşkun ve yaratıcı taraftar grubumuz yok muydu??? Ayıp! İtalyanların tanıtım filminde Fatih Terim var. Her aklına esene yorum yapan arkadaşlara sesleniyorum! Futbol fanatikleri arkadaşların içinde sesi çıkacak kimse yok mu? Filmin altında hiçbir yoruma rastlamadım! Paralarımız böyle harcanıyor işte!
Yeni komşumuz, Belediye Başkanımız Misbah Bey!
Mahallede dolaşan sivil kıyafetli belediyeciler var. Kafelere girip, bu haftadan itibaren başlayan yeni yasağı anlatıyorlar. On ikiden sonra mekanların önünde duran masaların kaldırılması gerektiğini ve bin dört yüz kişiden şikayet aldıklarını söylüyor. Sigara yasağı yüzünden bütün kışı hasta olmak pahasına dışarıda geçiren mahalleli saat on iki de evine gidip uyusun diyor. Bu arada mahalle sakinleri arasına sayın belediye başkanımızın katıldığını söylememe gerek var mı bilmiyorum ama! Cihangir de ki evlerin büyük çoğunluğu deniz manzaralıdır. Çoğunlukla ev sahipleri ise gayrimüslimdir ve yüz metrekareyi geçmeyen evlerdir. Yapılan bir araştırmaya göre genelde yalnız ve bir hayvan sahibi olan insanların tercih ettiği bir semt. Çevre sakinlerinin merak ettiği en önemli konu ise koskoca başkanın neden sokak arası barların kafelerin, önlemez yüksek sesin olduğu manzarası olmayan bu evi “kiraladığı”. Aslında Cihangir caddesi diye bilinen, büyük kat otoparkının bulunduğu, elit kesimin tercih ettiği ve deniz manzaralı dairelerden birini kiralaması daha çok yakışırdı başkanımıza!
Bin dört yüz imza önemli değil çünkü başkanımızın karşı apartmanında bir kadın var bütün bu tantanayı yaratan. Pencereye çıkıp insanların fotoğrafını çekiyor, her gün şikayet ediyor. Haklı olduğu noktalar var ama böyle kesip atılmamalı bu konu. Mesela gece saat ondan sonra kapısı açık mekanlarda müzik çalınmasın. Hatta caddemizin üzerine sus işareti yapan hemşirenin fotoğrafları asılsın! Taksiler her şeye korna çalıyor! Korna çalmak ve araba teyplerinin sesini açmak yasaklansın! Mahalleli sessiz sessiz oturur zaten. Sigara yasağı gece ondan sonra kalksın! Kimse kapı önlerine birikmez! Başka semtlerden gelen seyyar satıcılara önlem alınsın! Yasaklar mantıklı olsun, yasaklar delinmesin! Başkanımız mahalleye yerleşip bu konuya çare bulsun!
5. Uluslararası öğrenci Trienali !
7 Haziran Pazartesi günü, 46 ülkenin katılımıyla Marmara Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesi Acıbadem Kampüsü’nde yapılacak açılış ile başlayacak. 8-9 Haziran tarihinde fakülte konferans salonunda “Doğunun Batısı, Batının doğusu; Sanat ve Tasarımda Yeni Yaklaşımlar” adıyla gerçekleştirilecek olan Sempozyum ve Film Günleri gösterimleriyle devam edecek olan Trienal’i sanatseverler eylül ayına kadar takip edebilecekler.
Dünyanın çeşitli renklerini, sanat anlayışlarını, değişik eğitim metodlarını, farklı ülke öğrencilerinin, farklı sanat ürünleri ile kıyaslayabileceği Trienal de geniş kapsamlı sergiler açılacak. Sanatın, sanatçının Doğu ve Batı’da ki yeri ve yeni teknolojilerin Doğu ve Batı’yı nasıl etkilediği başlığı altında gerçekleştirilecek Trienal’e Türkiye’den 27 üniversite katılıyor. Açılışın sunucusu benim! Eylül ayına kadar sergilerdeyiz!
Bu hafta Vizyonda…
Koleksiyoncu (The Collector) – Gerilmek isteyen seyirciler için…
Cennet Batıda ( Eden a L’Quest) – Kaçırmayacaklarım arasında…
Koy ( The Cove) – Yunusları sevenler için…
Ev – Elveda Rumeli dizisinin oyuncularından ıspanak Namık’ı sevenler için….
Elleriniz de çiçeklerler, sinemada film seyretmeye, sergi gezmeye beklerim sizleri… Bu hafta ki şiirimiz Oktay Rifat’tan… Sevgi ve saygılarımla….
Madem ki maksat barış
Yurtta barış
Cihanda barış
Salla gitsin atom bombasını
Mister Fışfış
İnsan dediğin nedir
Abur cubur
Olsa da olur
Olmasa da olur
Maksat barış
Yurtta barış cihanda barış
Kendi savaş
Adı barış
Ama yanarmış yıkılırmış
Boş veeer
Maksat barış
Oktay Rifat