Eski Sinemalarım…
03 Mart 2010 Çarşamba 14:49
Ne çabuk geçti iki hafta, ilk yazımızın üstünden! Bu iki hafta içinde ben neredeyse tüm filmleri seyrettim. Peki siz sinemaya gitmek için vakit bulabildiniz mi? Bu iki hafta içinde bir sinemamızı daha kaybettik. Bugünkü yazımız, kaybettiklerimiz ve Alkazar üzerine.
İlk kaybettiğim sinema…
Bendeki sinema tutkusu çok küçük yaşta hatta bir yaşıma girmeden başlamıştı. Televizyonun hayatımıza girmediği o yıllarda annem ve babam her hafta mutlaka sinemaya gidermiş. Ben doğunca da pusetime koyup sinemaya götürmüşler. Kapıdaki görevli bu kadar küçük bir bebeğin sinemaya giremeyeceğini söylemiş. Tabii o yıllarda herkes birbirini tanıyormuş. Benim çok uslu bir bebek olduğumu, etrafta olan biteni gözlemlemeyi çok sevdiğimi, eğer en ufak bir ses olursa hemen dışarı çıkartacaklarını söylemiş bizimkiler. İlk izin çıkınca arkası da gelmiş. Sinemada ki görevliler benim pusetim için özel bir yer bile ayırmışlar. Televizyonun evimize girmesi ile bizde ayda yılda bir, sinemaya gider olmuştuk. İlk kayıp o yıllarda geldi. Sarıyer’de ki açık hava sineması olan Gül kapandı. Arkasından diğerlerini kaybettik… Biz de film seyretmek için Beyoğlu’na gidiyorduk. İlk yazımızdan hatırlarsınız Emek sinemasının olduğu yerde bir buz pateni sahası varmış, ne çok ilerlemişiz demiştik! ben yazarken siz okurken acı bir tebessümle iç geçirmiştik… Kaybettiğimiz sadece sinemalar değil elbette! Kültürümüzü, geçmişimizi, bazı güzel geleneklerimizi, kaybediyoruz. Monitör bağımlısı, yeni bir nesil şekillendiriyoruz! İstiklal caddesinde kaybettiğimiz sinemalar ve sonrasındaki akıbetlerine dönelim yine; Benim hatırlamama imkan olamayacak kadar eskilerinden başlayalım; Apollon, İpek, Şık, Majestik, Ses, Glorya, Luksenburg, Eclair, Americain, Santral, Parlant, Etoile, Kozmognaf, Cine Palas, Oryanto, Majik ve Atatürk’ün çok sevdiği Opera sineması. Daha sonraki tarihler de ise, Venüs(eski Taksim sineması), Lale, Fitaş, Dünya, Saray, Lüks, Ar sinemaları, Elhamra(yanmış sonra da bar olmuş), Rüya (Eski Sümer, yenilendi ve güzel bir sinema oldu), Emek(eski Melek, son filmimizin galası Emek’te olmuştu ve galiba da en son film galası olduğunu sanıyorum. Daha sonra da akademiden bir öğretmenimin kızının nikahına gitmiştim.) Atlas (çok şükür yerinde duruyor!) Bir de Galatasaray lisesinin üst bahçesinde yazlık sinema varmış. Şimdi de Alkazar -1994 (eski Elektra-1923) sinemasını kaybettik.
Beyoğlu’ndaki tarihi ve arthouse film gösteren sinemalara salt ticari işletmeler gözüyle bakılmamalıdır. Alkazar, Eurimages’a bağlı bir sinemaydı, genel büyük ölçekli dağıtım zincirlerinin(dağıtım tekelinin) dışında olan, dünya festivallerinde yer bulmuş filmlerin gösterilmesi öncelikliydi. Çok eskiden kapısında insan boyutunda heykeller varmış. Önce dıştan içe doğru gidiyor bu kayboluş galiba… On altı yıldır gösterdikleri filmlerle belli bir standart ve kalitede durmaya çalışırken, binanın kirası ve genel giderler ödenemediği için kapanıyor. Sinema sektöründen bazı kişiler ‘’ oh olsun zaten çok pisti ve işletilemiyordu ‘’ demiş çıkmış işin içinden! Kimisi de alışveriş merkezleri içindeki ya da dağıtımı tekelinde bulunduran ticari sinemalarla kıyaslamış. Bu arada müze olacağına dair söylentiler de vardı. Ben sizin için araştırdım. Aynı binada bulunan bir Amerika’lı spor markasının mağazası ile birleşecekmiş, hatta satın almışlar bile… Şimdi çıkıp ortaya bu yorumları yapan ağabeylerimiz, ablalarımıza bir önerim var. Hani marka olmaktan bahsetmiştik ya! Ekip ve birlik olmanın öneminden de bahsetmiştik...
Bazı ilçelerimizde Belediyelere ait film salonları var. Tünel’de bulunan Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, Beyoğlu Belediyesi tarafından yönetiliyor. Ama küçük bir salon ve artık vizyonda olmayan filmler gösteriliyor. Beyoğlu belediyesi alsa Alkazar’ı! Genel dağıtım ağının içinde kendine salon bulamayan düşük bütçeli filmleri gösterse! Ne güzel olur. Mesela Yeşilçam Ödülleri’nde, geçen sene bir çok ödül alan ve aslında vizyonda olduğu sırada kendine yer bulmakta zorlanmış, benimde beğeni ile izlediğim Sonbahar gibi filmleri gösterse, bilet fiyatları da o alışveriş merkezlerindeki sinema biletleri kadar yüksek olmasa. İnsanlarımız sinemaya gitse, film gibi film seyretse çok mu zor olur? Bu ağabey ve ablalarımız böyle yorumlar yapacaklarına birleşip Beyoğlu Belediye başkanımız Ahmet Misbah Demircan’a gitselerdi, eminim Yeşilçam ödülleri organizasyonu için harcanan bütçeden çok daha az bir maliyetle Türk sineması için çok daha faydalı bir şey yapılmış olurdu. Sayın Başkanımız bu konuyu gözden kaçırmış olabilir ama sanata ve sinemaya her zaman destek verdiğini biliyoruz. Yeşilçam Ödülleri için jüri olarak seçilen 2500 kişi sadece filmleri izlemekle kalmayıp, Alkazar sinemasına sahip çıkmak için harekete geçerlerse, Türk sineması için daha anlamlı bir katkıda bulunmuş olurlar. Sinema sadece ticari bir meta ya da eğlence değildir! Sinemaya sanat değeri katan filmlerin, ‘’arthouse’’ filmlerin gösterim şansı bulabildiği sinemalar kapatılmamalıdır! Kopan hayat damarlarımıza bir yenisini daha eklemeyelim! Hala çok geç kalınmış olmayabilir. Hadi sizde destek olun ve geçen hafta gösterime giren ve bekli de 1923’den beri gösterilen filmlerin sonuncusunu Alkazar’da seyredin.(Aşk Dersi ve Bulanık Sular)
Atilla İlhan’ın yazdığı bir şiirle bu hafta vizyona girecek filmlere de göz atalım…
Eski sinemalar…
Karanlığa dağılan o çocuk ben miyim?
Beni mi kovalıyor? tabancalı adamlar.
Issız sarayların güngörmez prensiyim,
Yalnızlığımı belki de aşk tamamlar.
Bilmek zor hangi filmin neresindeyim
Ne yapsam içimde o eski sinemalar!
Galiba tahta bacak korsan gemisindeyim,
Prensesler cariyem Akdeniz bana dar,
Günlerdir Teksas'ta eşkıya izindeyim,
Hızlı tabanca çeken üstüme kim var?
Tarzan zor durumda yetişmeliyim,
Ne yapsam içimde o eski sinemalar!
Kanlı bir sarışınla Şanghay trenindeyim,
Takma kirpiklerinde hülyalı dumanlar.
Yabancılar Lejyonu'nda Fransız teğmeniyim,
Belki harp divanından idamım çıkar.
Bitmiyor nedense başlayan hiçbir film,
Ne yapsam içimde o eski sinemalar!
Atilla İlhan
Bu hafta vizyonda…
Tim Burton’un merakla beklediğimiz filmi ‘’Alice Harikalar Diyarında’’, Yine bir korku filmi ‘’Vampir İmparatorluğu’’, Türk yapımı gerilim isteyenler ’’ Ses’’, İzmir’lilerin hepimizden iyi bildiği Eşrefpaşalılar, Oskar adaylarından biri ‘’Çılgın Kalp’’. Ben bu hafta Oskar adayı olan filmleri kaçırmıyorum. ‘’Yenilmez’i seyrettim, çok beğendim. Hatta filmin bende bıraktığı duygu ile son yıllarda seyrettiğim en iyi filmlerden biri diyebilirim. ‘’Cennetimden Bakarken’’i de çok beğendim. Filmi seyrederken sıkça Küçük Prens ve Alis Harikalar Diyarında kitaplarının içinde gezer gibi oldum. Tabii 14 yaşında bir kızın ölümüyle başlaması biraz acıklı ve üzücü ama … Önümüzde ki hafta köşemizi Oskar’a aday olan filmlere ayırmak istiyorum. Siz ne dersiniz?
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?