• BIST 1.112
  • Altın 475,217
  • Dolar 7,5495
  • Euro 8,9548
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 23 °C

Yaz Dostum!

Yaz Dostum!

ERRORIST Zuhal Karadeniz “Yaz Dostum!” dedi... Çok geçmeden, “Bundan Sonra Neler Olacak?” sorusuna cevaplar gelmeye başladı. Bugünkü yazı İngiliz Dili ve Edebiyatı Mezunu genç bir anne olan Gizem Aslaneli Günkan'dan "Empati Pozitif" başlığıyla geldi. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Empati Pozitif

İnsan yüz yıl da yaşasa en çok ölüme yaklaştığında öğrenir. Gelmiş, geçmiş, yaşanan, yaşanamayan ne varsa film şeridi olur derler ya işte tam olarak öyle. Ne tuhaf değil mi;  seni dünyadan çekip alacak olanın aynı zamanda dünyaya bu kadar sıkı sarılmanı sağlaması... Ölüm hiçbir zaman görünmez whatsapp-image-2020-05-26-at-20.49.59.jpgama bu kez daha çok. Azrail yeşil küçük bir şekle bürünmüş, her an her yerde. Bizi götürebilir buralardan ya da sevdiklerimizi... Bu kadar korkutucuyken ne kadar yakınlaştırdı bizi birbirimize ve bi o kadar da uzaklaştırdı. 

Ciltlerce kişisel gelişim kitabı okusak bu kadar gelişemezdik şu iki aydaki kadar.

Önce bayağı bir bocaladık. Evde kalmak değil bilinmezlikte kalmaktı en zor olan. Ne kadar dikkat etsek de acaba fırıncı pozitif olabilir mi diye endişelenip içimizdeki domestik ruhu oklavalara sardık. 
Sonra, hiçbir şey yapmıyorum hissi sardı, hızla okumaya başladık biriktirdiğimiz kitapları. 
Bolca temizlik yaptık.

Her gün fast-food yesek alamayacağımız kiloları aldık, canlı yayınlarda hep birlikte spora verdik kendimizi. Evi yeniden dekore ettik. Yetmedi mobilyaları bile boyadık.

Bu zorunlu süreci faydalı hale getirmek için o kadar hızla bir şeyleri yenilemeye, ertelediklerimizi yapmaya zorladık ki kendimizi... Sonra süreç uzadıkça yavaşladık... Durduk, etrafımıza baktık, sorguladık... Sahip olduklarımız, olamadıklarımız, bizi mutlu ve mutsuz eden her şeyi koyduk önümüze. Vaktiyle yaptığımız tercihler, hayatta durduğumuz yer, dostlarımız, ailemiz, sıradan gelen günlük aktivitelerimiz... 

"Yeterli parayı kazanayım ve insanlarla hiç bir işim kalmasın*" isterdik pazartesi sendromu soldan soldan vururken, hala aynı fikirde miyiz?

Yanımızda olanlara baktık, belki bir çoğumuz şükredecek kadar şanslı değildi yanında olanlara. Ara sıra dar geldi dört duvar, bitsin istedik.

Aynı evi paylaştığımız aile bireylerini bile her gün görmemize rağmen ne kadar özlediğimizi farkettik. Bir çocuğun anne babasıyla yirmi dört saat geçirmesinin onu nasıl gülümsettiğini gördük. Babam işe gidecek telaşıyla tüm oyuncaklarını alelacele önüne sermesini izledik. 

Neticede herkesin hayatı iyi ya da kötü yöne doğru bir şekilde değişti. 

Mesela her iki uç noktasını da gördük toplumun. Birileri doyacak kadar değil rafları boşaltacak kadar makarna stoklarken, birileri belki ay sonunu getiremeyeceğini bile bile başka birisinin faturasını ödedi. Biri yaşlı komşusunun ihtiyacını sordu markete giderken, biri maaş günü kılık değiştirip dolandırmaya çalıştı. Çaresizlik insana daha iyi olmayı da hatırlatabilir, daha kötü olmaya da zorlayabilir. Bu ikisi arasındaki ince çizgi senin eğilimin olduğu noktaya doğru çizilir, içindeki 'sen'e doğru.

Ne öğrendik peki? 

Alacağımız kararları, atacağımız adımları bir durup sakince ve iyice düşünmemiz gerektiğini mi?

Belki bir daha fırsatım olmaz diye düşünüp daha mı sıkı sarılacağız annemize bundan sonra? Sosyal hayatımızda daha uyumlu bir insana dönüşecek miyiz mesela?

Başkalarının canını da kendimizinki kadar önemseyecek miyiz her şey bittiğinde de?

Bunları öğrendik mi gerçekten, içselleştirdik mi? Hayır. Maalesef insanoğlu içinde her an diğerlerini hiçe sayabilecek bir bencillikle yaşıyor. En yakınımızdakileri bile... Hep önce 'ben' geliyor. Evet bu 'ben' bazı durumlarda kırılmadan, bükülmeden hayatta kalmak için öncelikli olmalı. Fakat hayat 'bir' olunca daha yaşanabilir oluyor. 'Bir' ise yalnızca kusursuz bir empati bilinci ile mümkün. Ve bu illa feci bir olay yaşadığımızda aklımıza gelmemeli.

Beğenirsin ya da beğenmezsin, herkesin hayata baktığı kendine ait bir penceresi var, manzarayı güzelleştirebilirsin lakin açısını değiştiremezsin. Temelde nereye çizilmişse o cepheye bakar pencere. Fakat arada bir ona misafir olup, bir de oradan izleyebilirsin hayatı. Komşunun balkonu deniz görmüyor diye suçlayamazsın onu. Ona denizi anlatabilirsin ama getiremezsin. 
Empati olgusu en temiz yoldan kitaplarla yüklenir insana. Okumak, hiç misafiri olmadığın birinin penceresinde çayını yudumlamak gibidir. Ne kadar okursan o kadar anlarsın. Ne kadar anlarsan o kadar kabullenirsin çeşitliliğini insanoğlunun. Bazen birine 'seni anlıyorum' diyebilmek onu vura kıra değiştirmeye çalışmaktan daha etkilidir. 

Birini empatiye davet etmenin en güzel yolu ona güzel bir kitap tavsiye etmektir bence. 65 yaş üstünün özgürce sokağa çıkamadığı şu günlerde ismi manidar bir kitapla sizi empatiye davet ediyorum. 

*İhtiyarlara Yer Yok - Cormac McCarthy
Bir nefeste okunabilecek muhteşem bir hikaye. Nefesi yetmeyenler filmini izleyebilirler.  :)

 

Gizem Aslaneli Günkan

"İngiliz Dili ve Edebiyatı Mezunu Genç Bir Anne

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim