• BIST 105.360
  • Altın 376,591
  • Dolar 6,8128
  • Euro 7,5343
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 14 °C

Yaz Dostum

Zuhal Karadeniz

YAZ..!


"Yazmak oluş'un dağılmış parçalarını bir araya getirmenin en iyi yoludur!"
diyor Stefano E. D'anna, valla ben onun yalancısıyım...


Bu yüzden tutmam kiri pası içimde. Yazı eder yollarım sonsuzluğa.
Yaşamak için geldim buraya, yazmak uğruna bir dolu çukura düştüm yaram berem ondan. Ama kalbimi hep korudum. Kalbi korumak, aklı korumak.
İçimde hala beyaz kağıtlarım var her şey olmaya hazır, bembeyaz kağıtlar...
Yazı mühim hadise, hem mutlak olup anlına yazılan cinsten olanı, hem de mullak olup senin kalemini bekleyenler.

Kağıtları bu sebeple biriktir, bolca defterin olsun;

Lazım gelirse belki bir uçak yapar uygun bir hayalin ucuna ilişir tatile çıkarsın, belki bir ağrıyı yazar ne varsa şiir eder tüm bulutları dağıtır güneşli bir güne uyanırsın.
Olmadı atamadığımız dertlerimiz misali buruşturur minik bir pisiye ömrü kısa bir top yaparsın.
Beyaz kağıtlar lazım bize hep yeni şeyler söylemek için. Bazen eskilerin kıymetini yazmak için, bize hep temiz sayfalar lazım, yeni yepyeni düşler kurmak, yarını hayal edip gerçek yapmak için...
Bugün "DÜN'ün" düşüydü mesela!
İnan bana evren pek başına buyruk değildir, senden icazet almadığı hiçbir şeyi sana yaşatmaz. Memnun değilsen gününden düşlerini gözden geçirme vaktidir, hayat senin onu hayal ettiğin gibi gerçekleşir!
Çünkü "düş en gerçek şeydir."

İşler mi kötü?
Sevgiliden mi ayrıldın?
Sağlığın seni zorluyor mu?
Silkele kendini hunharca hem de...
Neyi, kimi yanlış yere koymuşsun onu bulursun.

Dengini arama “hakediş” diye bir şey yoktur!

Denklik karşınızda durana edeceğiniz en büyük hakarettir.

Bir şeyi hakettiğine inanmak ki buna mutlulukta dahil büyük safsatadır, bundan büyük yanılsama yoktur...

Sen kendini ara, onu bulmak için geldin dünyaya, bir gizli bilgiyle doğdun her bebek gibi.
İlk ağlamada silinen bilgiler. Sen onları bul dostum. Ciğerlerine solunum yaptırmanın ötesine geç, gerçekten nefes al, gerçekten yaşa.

Yaşamaktan vazgeçmiş insanlara önce elini uzat, şans ol... Yol arkadaşlığını kabul etmeyenden derhal uzaklaş. Kader KALEMİ kişiye özeldir unutma. Aman ha kimsenin kalemini elinden alma!
Bırak her yola çıkan gideceği yere varsın. Önüne duranı olma.

Diyeceğim o ki boşver yaşadığın yerküreyi ve orada oluşturduklarını kendi içine bak sen. Her şey orada gizli...

*Düşlerini önemse, onları küçümseyen kim varsa çıkar hayatından. Herkes, herkes gibi olmak zorunda değil. Şahsına münhasır olma lüksünü kullan.

*Sakın farklı olacağım diye zırvalama.

*Hiçbir yeteneğin ya da güzelliğin için çığırtkanlık etme, bağırma...Değerli şeylerin çığırtkanlığı yapılmaz. (sen hiç dükkan önünde bağıran pırlantacı gördün mü?)

*Hobilerin olsun gelişim böyle bir şey.

*Üstten bilme, bilgiyi istiyorsan emek harca.

*Kimseyi kullanma bu sana herkesin hayatında istediğin kadar olabilme şansı verir.

 

*Gereksiz sevgi gösterisinde bulunma buna hiç ihtiyacın yok

*Sahte büyük laflarla edineceğin kalabalığa yalın bir yalnızlığı tercih et.

*Durum insanı olma.

*İnsanları kalitelerine göre sınıflandır ama cüzdanın kalite unusuru olmadığını hep hatırla.

*Şartlar ne olursa olsun yeteneğine sahip çık.

*1/7 yaş arası aldığın terbiyeyi asla kaybetme... Çünkü değerleri olmayanların değeri olmaz.


(Sadece düşün, düşle, dedim ya düş en gercek şey...)


*Umutsuzluğa düşme demiyorum düş tabii, güzel silkeler insanı.


Mesela ben zaman zaman bir toplu taşıma kurumunun kayıp eşya ofisi gibi hissederim.

Yüreğime her giren yolcu, kendisine ait bir şeyler unutup gitmiş gibi... Geri dönüp soran da olmaz. Onun için değersiz şeylermiş demek ki? -der, sıcak bir Türk kahvesiyle hazineme bakar gülümserim.
Saklarım kendi tarihimin izini, benim tarihçem sonuçta. Belki ihtiyacım olan zamanlarda hatırlamak amacıyla.


*Kendi tarihinin notunu tut!

Neden mi lazım? Tekrar tekrar kendine yaptığın kimi eşekliklerle eğlenmek için :)


* “Neyse olur öyle..." rahat ettiren bir mottodur, daima kullan.
*Başkasının şemsiyesinin altında yaşamaya alışanlara yağmurun bereketini, yağmurdan sonra çıkan gökkuşağını, toprağın o ilahi kokusunu anlatmaya çalışma, yorma bünyeni. Kimi edinebildiği bedava gölgeye razıdır. Onları öyle kabul et günün moda tabiri ile sosyal mesafeni koru. :)


Bazı kavramların köküne baktığımda ortaya çıkan uyum mutlu eder beni; işte derim köküne sadık bir kavram. Ne güzel. Fazla söze gerek kalmadan, uzun şerhler düşmeden her şey ortadadır. "Edebiyat" böyle bir kavramdır mesela. Kökü "edep" çünkü.
Bu sebeple edebiyat parçalarken edebini kontrol altında tut.

*Aşeka olma aşk ol. Etrafını sardığın hiçbir ağaç ölmesin. Kökleri salına salına dünyanı sarsın toprağın verimli kalır.

Şimdi günlerdir sustuğumu soyleyip rahata ereyim.


Hızla dünyada ne varsa ikiye bölüyorlar. Birileri sosyal medyada ahlak kavramını tanımlamaya kalkıyor renkli noktalarla. Bir bakıyoruz ki ahlaksızlığın peçesi olmuş ahlak yerle bir edilmiş.

Birileri her nanenin bilir kişisi...

Ne kadar miras varsa bize atadan dededen kalan üzerinde zıplıyor tepiniyorlar.

Her şey bir bir dağılıyor gözümüzün önünde. Uyma!

Moda bilgiden uzaklaş, artık atom bombasını zihinlere koyuyorlar bir biçimde...

İnsanı insandan uzak tutarak, kılıflar çok sağlam karşı gelen taşlanıyor. Biraz yor kafayı, neler oluyor? Aslında yapılmak istenenler ne?

Şeytan ayeti yazmak istemem ama, hesap bence çok büyük. Korkuyla yönetilen imparatorlukların tebası olmak kaçar sonra bir yanımıza akıllı olmak lazım.

Sağlığı korurken hayat akışımızı ve alışkanlıklarımız da korumak gerek... Eğer yapmazsak korkarım bu dev köyün yabancısı olacağız.


Bu sebeple “yaz” diye başladım yazıma...

şöyle bir hareket başlatmak istiyorum;

 

BUNDAN SONRA NELER OLACAK?


Başlığımız bu. Yaz içinden ne geliyorsa ve bana yolla. Ben de haber sitemiz olan www.haberkonseyi.com 'da yayınlayayım . İyi yazdım kötü yazdım diye düşünme sen için ne söylüyorsa onu yaz. Dillendir ruhunu kemiren ne varsa, bırak atmosferle buluşsun kelimelerin. İyi gelecek... Ve böylece biribirimize ulaşmış olacağız. Kimbilir belki de birbirimize derman olacağız..

zuhalkrdnz@gmail.com mail adresimden takip edeceğim yolladıklarınızı... Ayrım yapmadan da tüm hafta ve takibindeki haftalar yayınlayacağım isminizle... Ricalarım bu kadarla kalmıyor, bir fotoğrafta iliştirin maile bir zahmet ki görelim yazı sahibi kimmiş...

Belki de her hafta benimle aynı sitede yazan bir yazar arkadaşıma dönüşürsün. :)

 

Bu hafta canım İkizler Pakize Suda'nın o pek sevdiğim yazısını paylaşmak isterim, her bahar aklımın bir yanında alt yazı gibi akar bu satırlar. Doğa uyanırken gitmek istemeler sarar sarmalar beni...

Bu gezegende mi bilmediğim, o sahil kasabasındaki rüzgar güllerimin umarsız dansının ve limon ağacımın baş döndüren kokusunun olduğu o bahçeye gitmek isterim... Minik bir kızken bile o bahçeyi görürdüm aklımın içinde... Takip edenler hatırlayacak bir dolu şiirime ev sahipliği yapmıştır o bahçe...


Sevgimle.


Özgür Zuhal Karadeniz

 


Gitmek...


Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
öbür yanımız “otur” diyor. “Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…

Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler…
Bir çocuk daha doğurmalar…
Borçlara girmeler…
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben…
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin? “Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif… Denk olsa.
Gün içinde mesela… Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.

Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma…
Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun… İstemek de güzel.

Pakize Suda..

 

Bu yazı toplam 596 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim