• BIST 93.297
  • Altın 210,049
  • Dolar 5,3165
  • Euro 6,0196
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 2 °C

TÜRGEV bağışlarıyla İstanbul yağmalanıyor

Yalçın Bayer

İSTANBUL Eğitim ve Gençliğe Hizmet Vakfı 15 yıl önce kuruldu. Başbakan Erdoğan annesinin ölümü üzerine taziye ilanlarının bu derneğe bağış şeklinde yapılmasını istedi. Dernek yönetimi vakfa üç gün içinde 15 yılın toplamından fazla bağış yapıldığını söyledi.

2012’de vakfın adı ‘Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’ (TÜRGEV) olarak değiştirildi.
TÜRGEV, 17 Aralık’taki ‘tape’lerden sonra iyice gündeme oturdu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık operasyonundan sonra ‘TÜRGEV’in hesabına 99 milyon dolar para yatırıldığını söyledi. “Ne için?” diye sordu. Konuya hükümetten açıklama geldi, 99 milyon doların TÜRGEV için yasal yollardan bankaya yatırıldığı ve vakfın hesaplarında da kayıtlı olduğu ortaya çıktı.
Konuyla ilgili CHP’li vekillerin (Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar, İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu) Meclis’e verdiği soru önergesine cevap veren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TÜRGEV’e yapılan yardımlar hakkında bilgi verdi ve “Kurumsal kayıtlarda yapılan incelemede; eski kısa adı İSEGEV olan TÜRGEV’e 27 Şubat 2008 tarihinden sonra muhtelif gerçek ve tüzel kişilerce yapılan yurtiçi bağış ve yardımlar 29 milyon 666 bin 533 TL, yurtdışı bağış ve yardımlar 99 milyon 999 bin 990 Amerikan dolarıdır” dedi.
TÜRGEV’in 2012 yılı bütçesi gelir toplamı 156 milyon 789 bin 614 lira. Gider toplamı ise 16 milyon 379 bin 410 lira. Arınç, TÜRGEV ile ilgili 2008-2012 yılları üzerinden yapılan incelemede, son 5 yılda sosyal hizmetler alanında toplam 15 milyon 663 bin 602 lira harcama yapıldığının gözlendiğini belirtti.
Arınç, CHP’nin TÜRGEV’e yardım yapanların isimlerinin açıklanması talebine ise cevap vermedi. 
(Başbakan’ın annesi için yapılan bağışların 29 milyon TL’nin içinde bulunup bulunmadığı konusunda bir bilgi de verilmedi.)
YENİ İDDİALAR
BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç’ın, TÜRGEV’e yurtdışından 99 milyon 99 bin 990 Amerikan doları bağış yapıldığını doğrulaması, yeni iddiaları gündeme getirdi. Bu arada TÜRGEV’e yapılan bağışların büyüğü Royal Protocol olduğu ortaya çıktı. Odatv.com’dan Derya Kırıcı, “Bu cömert bağışcı Royal Protocol’un her ne ise ‘söz konusu vakfa 200 milyon TL bağış yaptığını” yazdı.
“Millete küfür ede ede devletin en büyük ihalelerini alan, hatta 424 milyon TL’lik vergi borcu silinen inşaat firması (Cengiz İnşaat) bile topu topu 1 milyon TL bağış yapmışken adı hiç duyulmayan Royal Protocol neden bu kadar bağış yapmıştı?”
Royal Protocol’un kim olduğunu anlatmadan önce 1984 yılına gidelim.
S. Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdulaziz Essuud, 1984’te yani Turgut Özal’ın başbakanlığında, Bedrettin Dalan’ın İstanbul belediye başkanlığında, onların teşviki ile Kandilli’de ‘Sevda Tepesi’ denilen 57 bin 470 m2’lik arsayı 27 milyon dolar bedelle satın aldı.
(Bu haberi Cumhuriyet’te ortaya çıkaran Kemal Küçük’ün kulakları çınlasın!)
SEVDA TEPESİ
Bu yabancılara ilk toprak satışıydı. Sevda Tepesi’nin satışı Bakanlar Kurulu kararı ve özel çıkarılan kanunla gerçekleşti. Kral Abdullah’ın, sit alanı olan bölgeye saray yapabilmesi için Boğaziçi İmar Yasası değiştirildi. 1987’deki seçimlerde Dalan’ın yerine SHP’li Prof. Nurettin Sözen seçildi. Sözen geldikten sona Boğaziçi’nde 5 bin m2’den büyük arazilerde yüzde 6 oranında yapılaşma izni getirilmesi üzerine, Kralın ‘Boğaz manzaralı saray’ hayali suya düştü.
Kral, aradan 28 yıl geçtikten sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurarak bu arsa için ‘imar bütünlüğünü bozmayacak’ şekilde gerekli iznin verilmesini talep etti. Kralın isteği bu izin, 16 Haziran 2012’de çıktı.
Odatv.com’a dönersek... “S. Arabistan Kralı’nın sözleşmelerini takip eden, yetki ve sorumluluğu kralın iki dudağı ile belirlenen resmi bir daire... Başında halen Muhammed Al-Tabaishi bulunuyor. İşte TÜRGEV’e yapılan 200 milyon TL’lik bağış, Suudi Arabistan Kralı’nın protokol işlerini yürüten bu daireden yapılmış. Söz konusu bağış da ‘Sevda Tepesi’ne imar izni çıkmadan yaklaşık iki ay önce 26 Nisan 2012’de yapılmış...”
“Başbakan Erdoğan, paranın yatırıldığı tarihten tam iki hafta önce 12 Nisan 2012’de S. Arabistan’ı ziyaret etti. Erdoğan üç günlük Çin gezisinden döndükten bir gün sonra saat 03.00’te S. Arabistan’a gitti. Erdoğan, Suriye’de “yaşanan gelişmeler ve Beşar Esad yönetimine atılacak adımları görüşmek üzere’ S. Arabistan’a gitmiş. Kral Abdullah, her nedense Başkent Riyad yerine çölün ortasındaki yazlık sarayında kabul etmişti. (Başbakan’ın S. Arabistan gezisi gazeteport.com’da okunabilir.)
Evet, bu ziyaretten iki hafta sonra 26 Nisan 2012’de bu paranın 100 milyon doları Vakıfbank’a geldi, daha sonra bu paranın 50 milyon TL’lik bölümü Albaraka Türk Bankası’na yatırıldı.
Derya Kırıcı ayrıntılı şekilde yazmış haberini; ancak “manzaranın netlik ayarını yapmak bakalım hangi yürekli cumhuriyet savcısına kısmet olacak?” diye de sormuş.
Bir vakfa bağış için İstanbul bu kadar yağmalanır mı? 
Vicdan yoksa, evet!
Sırtımız devlete dayalı değil
BİZE verilen izinler, İslami vakıflara verilen izinler gibi verilmiyor. Biz para toplayamıyoruz, Deniz Feneri, İHH topluyor; şimdi de TÜRGEV var. Türkan Saylan bu izni alamadı; vermediler. Biz sırtımızı devlet gücüne dayayarak bağış toplamıyoruz, gönülden vermek isteyenlerin bağışlarını alıyoruz.”            (ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Aysel ÇELİKEL)
Koç: ‘İBB bağışların emrinde’
CHP Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç, “Bu, olayın binde biri“ derken yardım yapan şirketlerin bunun karşılığında ne aldığını sordu.
TÜRGEV’e, Royal Protocol’dan gelen 100 milyon dolarlık paranın dışında yurtdışından yatırılan paralar da olduğunu dikkat çeken Koç, yeniden şu soruları yöneltti:
“Birçok şirket tarafından yatırılmış para var. Bunlar ne amaçla yatırıldı? Yani Başbakan’ın oğlunun üzerinden daha sonra kendi iş dünyalarıyla ilgili taleplerde bir nüfuzticareti yapılıp yapılmadığı sorusu ortaya çıkıyor. Bu paralar, bu kadar yüksek meblağlar niye bu vakfa yatıyor? Türkiye’de birçok kamu yararına çalışan vakıf var; sağlıkta, sosyal alanlarda...
TÜRGEV’e yatan paraların gerekçesi nedir? Daha sonra bu parayı yatıranların Royal Protocol bağlantılı olarak Bosphorus 360’dan tutun sitelerde çıkan konuşmalara, arazi rantına dönük bir takım talepler, KİPTAŞ-İstanbul Büyükşehir Belediyesi aracılığıyla Başbakan’ın dahil olduğu sağlanan kolaylıklar, ortaklıklar... Bütün bunların mercek altına alınması gerekiyor.”
Yalçın Bayer 12 Nisan Cumartesi yazısının en altına eklenecektir.
Teşükkürler...
 

Hatay Günleri’nde yöresel zenginlikleri kaçırmayın
 
HATAY-Der Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaçar “Eyüp Feshane’de çarşamba günü başlayan 4. İstanbul Hatay Günleri’ni gezmediyseniz bugün ve yarın ziyaret etmeyi ihmal etmeyin” diyor; Hatay’ın yöresel tadlarını; künefesini, peynirini, zeytinini, zeytinyağını, salçasını, kekiğini, Hatay simiti oruğunu (içli köfte) ve sayamadığımız yöresel zenginliklerini hatırlatıyor.
Hatay kültürel, ekonomik ve sosyal değerlerini İstanbul’la buluşturdu.
Turizm değerlerinden yaşam tarzı örneklerine kadar merak edilen her şeyi görme fırsatını elde etti İstanbullular.
Biz bu hatırlatmadan önce ziyaret ettik ‘Hatay Sofrası’nı..
Bir şeyi de bir hatırlatalım.
Vakıflıköy’ün eşsiz organik şaraplarını (Nar’lısı çok güzel), organik reçellerini...
Damat tadından başka ipekli ürünlerini, notalara ilham veren ney ve kaval’ı... daha bir çok şeyi...
Hatay Valisi Celalettin Lekesiz, Mustafa Kemal Üniversitesi ile birlikte yürüttükleri
Hatay İli Turizm Stratejisi ve Eylem Planı’nı “Hedefimiz Hatay’ı 2023 yılında en az 1 milyon ziyaretçiyle buluşturmak” dedi. Lekesiz, bugün itibariyle yaklaşık 100 milyon dolar civarında olan Hatay’ın yıllık turizm gelirini ise en az 600 milyon dolara çıkarmak istediklerini kaydetti.
“Hatay denince barış, hoşgörü, sevgi, turizm, tarih ve medeniyet akla gelir.”
Payas Kaymakamı İrfan Demiröz, Feshane’ye etkinliklerimizi ziyarete gelenleri Payas’a davet ediyor.
Rektör Hüsnü Salih Güder “Hataylı hemşerilerimizle ve Hatay’ı seven Türkiyelilerle bir araya getirmek bizler için büyük bir onur ve gururdur” dedi.
Hatay’da oluşan ve her geçen gün gelişen “Hatay Güç Birliği”ni İstanbul’a taşımanın gayreti içerisinde oldukların söyleyen Hatay Eğitim, Kültür, Tanıtım ve Dayanışma Derneği (HATAYDER) Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaçar da, Hatay Güç Birliği ile el ele vererek İstanbul’da Hatay Günleri’nin 4’üncüsünü düzenlediklerini belirtti.
 
 
 YÖK araştırma burslarını durdurdu mu?
 
TEMEL görevi, akademik gelişimin sağlanması için gerekli düzenlemeleri ve koordinasyonu yapmak olan Yüksek Öğretim Kurulu’nun son dönemde ortaya koyduğu uygulama ve kararlar ile misyonundan uzak bir tavır sergilediğini üzülerek görmekteyiz.
Aralık 2013 tarihinden itibaren “Yüksek Lisans ve Doktora Yurt Dışı Araştırma Bursu” başvurularının yürütme kurulu gündemine alınmadığı, başvuruda bulunan birçok akademisyenin sendikamıza yaptıkları şikâyetlerden ortaya çıkmaktadır. Bu uygulamaya ek olarak, yüksek lisans araştırma bursu imkânından faydalanan ve doktora araştırma burslarına başvuran adaylara olumsuz cevap verilmesi olagelen bir davranış haline gelmiştir. Akademik hayatın en önemli basamağı olan doktora eğitiminde böyle bir uygulamanın olması ve durumun akademisyenlere, YÖK tarafından resmi bir biçimde bildirilmemesi ise yaşanan bir diğer sorundur. 
Bireysel düzeyde yaşanan ve akademisyenlerin genelini etkileyen bu durumun çözüme kavuşturulması, başvuru süresi geçen ve bu haktan yararlanamayan akademisyenlerin mağduriyetlerinin giderilmesi için yetkilileri göreve davet ediyoruz.
Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi BOSTAN- Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen İstanbul İl Başkanı  
 
 Tarımda alarm zilleri çalıyor
 
TARIMDA alarm zilleri çalıyor. Kuraklığın yakıcı etkisi ortada iken 29-31 Mart tarihlerinde yaşanan don, özellikle İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde fındık, kayısı, elma, kiraz, kivi ve çay bahçelerine zarar vermiştir. Kesin zarar oranları önümüzdeki günlerde sigorta eksperleri ve hasar tespit komisyonlarının çalışmaları tamamlandığında ortaya çıkacak olmakla birlikte, fındık konusunda alanda yapılan ilk incelemeler sonucu Ordu`da ortalama % 60, Giresun`da % 80, Trabzon`da % 40, Samsun ve Düzce`de % 35`e ulaşacak; toplamda ise % 40`ları aşacak bir üretim kaybı beklenmektedir.  2013 yılı tarımsal ihracatımızın %10`unu 1.7 milyar dolarlık bedelle fındık ihracatının oluşturduğu göz önüne alınırsa, don felaketinin yıkıcı etkisi daha net biçimde görülecektir.
Malatya ve Kahramanmaraş`ta kayısı, Amasya ve Tokat`ta elma bahçelerinin büyük bölümü dondan etkilenmiş, badem, ceviz, şeftali, erik, şekerpancarı, soğan ve özellikle kiraz da bu durumdan nasibini almıştır.
- Türkiye genelinde 6 aylık kümülatif yağış miktarı normale göre %28 geçen yıla göre %37,5 oranında azalmıştır. Yağışlarda özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi`nde % 44, İç Anadolu Bölgesi`nde de % 36 oranında azalma görülmüştür.
- Yağışlardaki azalma nedeniyle buğday ve arpa üretiminde % 15 civarında düşüş beklenmektedir. Ayrıca mera ve otlaklarda verimde azalma ile saman miktarının da olumsuz etkilenmesi sonucu hayvancılık açısından da sıkıntılı bir dönemin yaşanacağı tahmin edilmektedir.
- Son 10 yılın en yüksek buğday rekoltesinin 22 milyon tonluk üretimle gerçekleştiği 2013 yılında 4 milyon ton ithalat yapıldığı dikkate alındığında, rekolte düşüklüğü ve kuraklığın yaratacağı olumsuz etkinin ve ithalat ihtiyacımızın boyutları daha iyi anlaşılabilecektir.
2007 Hükümetlerarası İklim Değişim Paneli IPCC Dördüncü Değerlendirme Raporunda, Türkiye`de yıllık ortalama sıcaklığın 2,5-4 °C artacağı öngörülmektedir. Türkiye gerek IPCC raporu, gerekse yürütülen ulusal ve uluslararası bilimsel model çalışmaları sonucunda yakın gelecekte daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacaktır. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda tarımsal faaliyeti, tarımsal ticareti, tarımsal sanayi ve çiftçi gelirlerini etkileyecek boyutlarda kuraklık yaşanacaktır.
- Tarımsal üretimi %80 oranında yağışlara bağlı olan Türkiye`de kuraklık halen tarım sigortası kapsamı dışındadır. 2007-2008 döneminde yaşanan kuraklık nedeniyle 5 milyar dolarlık zarar meydana gelmiş, bunun üzerine Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı`nın koordinatörlüğünde Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi ve Eylem Planı hazırlanmıştı. 
Tarımda gelir düşüklüğü, ithalat bağımlılığı, tarım topraklarında kuraklık ve çölleşme tarımın kaderi olmamalıdır. Kuraklığın ve don zararının tazmini için derhal uygun önlemler geliştirilmeli ve üretici mağduriyeti giderilmelidir.
- Yaşanan bu afetten dolayı üreticilerimizin mağduriyetlerini azaltmak amacıyla kısa vadede, TKK ve Ziraat Bankasına olan zirai kredi borçlarının faizsiz ertelenmesi, faizsiz veya çok düşük faizli tarımsal kredi verilmesi, ÇKS kaydı esas alınarak alan bazlı makul sayılacak destekleme yapılması ve tarımsal sulamada kullanılan elektrik borçlarının faizsiz ertelenmesi çözümlerinin uygulanabileceğini düşünüyoruz.
Özden GÜNGÖR - TMMOB Ziraat Mühendisleri Oda Başkanı 
 
 ‘Kadınları geri bırakan milletler geri kalmaya mahkumdur’
 
 TÜRK Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Başkanı Nazan Moroğlu, dört yıllık görev süresini bugün bitiriyor; yerine Prof. Dr. Gaye Erbatur geliyor.
TÜKD Yönetim Kurulu üyeleri (Nazan Moroğlu (Başkan), Nezihe Bilhan, Emine Yazgan, Ebru Z. Boyacıoğlu, Fatoş Serin, Berin Önürmen, Aylin Moralıoğlu, Nigar Yaycıoğlu, Gönül Balkır, Nurten Altaç, Rezzan Sözen; (Denetim Kurulu) Aydeniz Alisbah Tuskan, Z. Ersan Akpir, Fatma Kürkçüoğlu) ile bir araya geldik.
Bizler de bir grup gazeteciydik.
Vedasında Prof. Nazan Moroğlu, 2010-2014 dönemi çalışmalarını bizlerle paylaştı.
Bu arada karşımızda Atatürk’ün Ankara Kız Lisesi öğretmen ve öğrencileriyle 124 haziran 1923’de çekilmiş fotografın altında şu sözü yer alıyordu:
“Kadınlarını geri bırakan milletler geri kalmaya mahkumdur...”
(Ertesi gün ise, 2. dönüm seçilen Diyarbakır Dicle Rektörünün artık başını kapattığı haberi yer alıyordu. Rektör, daha önce AKP aday adayıymış. Fazla söze gerek yok.)
Moroğlu, kadın erkek eşitliğinde gerçek demokrasinin yaşama geçmesi için mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
Derneğin 19 Aralık 1949’da aralarında Türkiye’nin ilk kadın avukatı Süreyya Ağaoğlu, ilk kadın kimyacısı Prof Dr. Remziye Hisar, Türkiye’nin ve dünyanın ilk kadın Roma Hukuku Profesörü Türkan Rado’nun da bulunduğu ilk üniversite mezunu kadınları tarafından kurulmuştu.
Darbe dönemlerinde demokrasiyle birlikte derneklerin faaliyetlerinin de kesintiye uğradığını vurgulayan Moroğlu, 1980 askeri darbesinden sonra Sıkıyönetim Komutanlığı’nca TÜKD’nin faaliyetlerinin durdurulduğunu, tüm belge ve defterlerine el konulduğunu söyledi ve ilgili dosyayı basın mensuplarıyla paylaştı.
Dernek daha sonra açılmış; bu belgede açılma izninin altında 1. Şube Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar’ın imzası var..
Moroğlu, Genel başkanlığı süresince kadınlara ve üniversite öğrencilerine yönelik projelerinin aile içi şiddetin önlenmesi, çocuk gelinler ve hukuk okuryazarlığı üzerine yoğunlaştığını kaydetti ve düzenli olarak kız çocuklarına burs verdiklerini belirtti. Moroğlu, burs alan kız çocuklarının üniversite mezuniyetleri sonrasında Derneğin aktif üyeleri olarak çalıştıklarını da ekledi. 
“Yerel seçimlerde demokrasi kadını yine teğet geçti” diyen Moroğlu, şöyle konuştu:
“Demokrasi 30 Mart seçimlerinde de yine kadınları teğet geçti, belediye başkanı kadın sayısı yok denecek kadar az. Özellikle Bingöl Belediye Başkanı’nın yaptığı ilk toplantıda “Belediye başkan yardımcılığına bayanları getirmeyi düşünmüyoruz. Dinen ve örf’en de bu uygun değil” sözleri gerçek demokrasiyi göz ardı eden, erkek egemen zihniyeti göstermektedir. Bu anlayış, kadına yönelik şiddeti, çocuk gelinler sorununu bir toplumsal sorun olarak görmemektedir. Oysa kadın erkek eşitsizliği bir demokrasi meselesidir.“
Moroğlu, TÜKD olarak, eğitimin kadının güçlenmesinin en önemli anahtarı olduğunu; eğitim düzeyi yükseldikçe kadınlarn istihdamda yer alabildiğini, özellikle üniversite mezunu kadınların istihdam oranının dünya ortalamasının üstünde olduğunu belirtti. Moroğlu toplantıda ayrıca Dernek üyeleri arasında yaptıkları “BİZ KİMİZ” anket çalışmasının sonuçlarını paylaştı. Dernek Başkanı Türkiye çapında bir genelleme yapmanın mümkün olmadığını, farklı bölgelerde bulunan şubelerden 1093 dernek üyesi arasında yapılan bu araştırmanın, kadınların eğitim düzeyi yükseldikçe daha yüksek oranda çalışma fırsatına sahip oldukları tezini doğruladığını söyledi.
Bugün yapılacak genel kurulda, Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi ve CHP eski Milletvekili Gaye Erbatur’un seçileceği bildirildi.
 
 İnternetin ‘Doğum Günü Partisi’
 
BİLİNDİĞİ gibi 12 Nisan 1993 Türkiye İnternetin Doğum Günü kabul ediliyor. O gün, ODTÜ-Bilkent ve TÜBİTAK’ta yerel ağa bağlı herkes internete girebildi.
1998’den beri de 12 nisanı kapsayan iki haftayı ‘İnternet Haftası’ olarak kutlamaya başladık. En başta İnternet Kurulu, Ulaştırma Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı ve pek çok Bakanlık desteği ile ve Sivil Toplum Kuruluşları ile büyük ISP’ler önclüğünde yapıldı. 
Daha sonra Bilişim STK’ları ve Üniversiteler ağırlıklı kutlanıyor. Buna İzmir MEB gibi ciddi katkı veren merkezlerde oluyor.
Bu yıl 7-20 Nisanı İnternet haftası olarak kutluyoruz. Bugün (12 Nisan) 21. doğum gününü partisini 18.00’de Ankara’da Ihlamur Sokak’taki Ankara Barosu Konferans Salonu’nda yapıyoruz.  
Tüm internet gönüllülerini bekliyoruz.
İnternet yaşamdır!
Bilişim STK’ları adına Mustafa AKGÜL
(internethaftasi.org.tr)

Bu yazı toplam 33961 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim