• BIST 91.590
  • Altın 357,174
  • Dolar 6,7811
  • Euro 7,3046
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 13 °C

Türbanlı or Not!

Hande Aydınalp
Geçtiğimiz günlerde; hatta tarih vereyim 4 Ocak’ta BBC Türkçe’de bir belgesel dikkatimi çekti. Film, başörtüsünü çıkararak “zincirlerinden kurtulan” kadınları konu alıyordu. İslam fobisi olan Avrupalıların çektiği klasik bir kısa filmdir düşüncesiyle gözümün ucuyla izlerken konu ilginçleşmeye başladı; dikkat kesildim. Melek Bilgili isimli bir kadın, türbanını neden çıkardığını anlatırken “miladının” Gezi Olayları olduğunu anlatıyor; “camiye ayakkabıları ile girdiler”, “türbanlı kadına saldırdılar” gibi o dönem de; sonrasında da çok tartışılan haberlerin kendisini etkilediğini söylüyordu. Yalan haberlerin ruhunu ve düşüncelerini derinden sarstığını belirten Bilgili, o psikolojiyle dönemin Başbakanı, şimdiki Başkan Erdoğan ile ilgili bir “twit” atığını ve sosyal medyada linçe varan tepkilerle karşılaştığını belirtiyordu. Bilgili o kadar sert eleştiriye maruz kalmıştı ki sonunda, bir başkaldırı olarak “o da türbanını çıkarmaya karar vermişti”! (Videoya ilişkin linki, “twit”in ekran alıntısını aşağıda paylaştım. Ayrıca Melek’in Gezi’nin 1. yıldönümünde katıldığı ve polisler tarafından gözaltına alınırken “çekin ellerinizi başörtümden” sloganı ile “Cumhuriyet” gazetesine de haber olduğu eyleme ilişkin bir linki de paylaşıyorum). İzlediklerim bende, mini belgeselin hüsnüniyetle çekilmediği kanaatini oluşturdu.
Arandan geçen günlerde ise sosyal medyada #10yearschallenge etiketiyle bir akım başladı. Kullanıcılar 10 yıl önceki halleriyle şimdiki görüntülerini yan yana koyup “ne kadar değiştiklerini” ya da “değişmediklerini” takipçileriyle paylaşarak “eğleniyorlardı”. Bu eğlenceye bir anda “türbanından kurtulanlar” da katılmaya başladı. İlk gördüğüm esprili paylaşım beni gülümsetse de paylaşım sayısının artmasıyla akımın “türbanchallenge”a doğru evirilmeye başladığını gördüm. BBC’nin internet sitesinden belgeseli paylaşması ile “türbanchallenge” hareketinin birbirini takip etmesi, bana her ikisinin birbirinden bağımsız ve amaçsız olamayacaklarını düşündürdü.
Bu düşünceye kapılmamda gördüğüm ilk “türbanxhallenge” paylaşımındaki kişinin, belgeselin başrolü olduğunu fark etmem etkili oldu. Belgeseli alıcı gözüyle tekrar izledim. Doğrusu, başrol Melek Bilgili’nin adına da burada dikkat ettim; attığı “twit”i de bu ikinci izleyişin ardından araştırdım. Melek’in attığı “twit” pek adına yakışır naiflikte değil. Mesajda (Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben) aynen şunlar yazıyor: “Kullanma l.n artık başörtümü! Onun hayrına aldığın oylar yetmedi mi? Bırak bu yalanları artık yemezler!”  Yani Melek, o dönemin (ve bu dönemin de) şartları, ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve toplumsal gerginlik; çatışmaya, kutuplaşmaya meyilli ortam göz önünde bulundurulduğunda çoğunluğun oyunu ve sevgisini kazanmış devlet büyüğüne yönelik, çirkin ifadeler kullanarak tabiri caizse ateşe bir de kendisi odun atmış! Hakkında davalar açılmış falan…O da sözüm ona bu küskünlükle türbanı fora eylemiş. Melek’in anlattıkları bununla sınırlı değil, “kendi mahallesinde” dokunulmaz, tartışılmaz kabul edilen (varoluş, yaratılış, Tanrısızlık, dini kabul etmeme) hemen her konuda zıt fikirlere sahip olduğunu beyan ediyor.  Gezi olaylarında başladığı kaşıma eylemine devam ediyor, anlayacağınız. Melek Bilgili şöyle dursun; “türbanından kurtulan” kadınların ortak bir de platformları olduğunu öğrendim.  Adı: “Yalnız Yürümeyeceksin”. Bu isimle açılan siteyi incelediğimde her birinin hikâyelerinde yine kendi mahallelerinde uç kabul edilen hangi eylem, söylem, düşünce, kanaat varsa onları hedef aldıklarını, reddettiklerini gördüm. “Babası 28 Şubatta muhafazakâr subay” olanlar mı dersiniz, ailesini yerden yere vuranlar mı; farklı cinsel yönelimleri bulunduğunu açıklayanlardan; “başı kapalı olduğu halde!” alkol, seks, uyuşturucu batağına batanlara kadar bir sürü abuk sabuk hikâye. Abuk sabuk diyorum; çünkü bana inandırıcı gelmedi. Gerçek olsalar bile, en azından ailelerine karşı takındıkları tutum ve onlar için sarf ettikleri nefret dolu sözler hoşuma gitmedi, yaptıklarını saygıya değer bulmadım.
Zaten saygınlığın da bir önemi olmadığını düşünüyorum onlar için. Eğer görevlendirilmiş kişiler ise bunlar, zaten onlar, kendileri değiller demektir…Peki, belgesel, “türbanchallenge”, ve “Yalnız Yürümeyeceksin” platformu ile ne amaçlanıyor olabilir? Bunu cevabını farklı kesimler kendi çerçevelerinden yanıtlayabilir. Örneğin dindar kesim Fetö tarafından gerçekleştirilen deizm faaliyeti olarak görebilir; “Radikal Kemalistler” medeniyet yolunda atılmış önemli bir adım olarak görerek olumlu karşılayabilir (ki bu gruba mensup bazı gazetecilerin türbanchallenge paylaşımlarını nasıl iştahla retweet ettiklerini gördüm); radikal İslamcılar din elden gidiyor düşüncesiyle harekete geçebilir; toplumsal gerginlik baş gösterebilir vs. vs... Böyle bir durumda tabii ki devletimiz müdahalelerde bulunarak “toplum mühendisliği” yapmaya çalışanlara karşı gerekli önlemleri alacaktır. Fakat vatandaşlar olarak bizim de üstümüze düşen, her an teyakkuzda olmak.Düşman uyumuyor çünkü…Ha, farz edelim bunlar benim kuruntularım…Fakat ne kurgu ama!
Onlarla ilgili linkler
 
 

5868-002.jpgekran-alintisi-(1)-001.png

Bu yazı toplam 1353 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Cagla
28 Ocak 2019 Pazartesi 04:03
04:03
Guzel yazı, doyumsuz anlatım
78.190.203.35
Irkın
28 Ocak 2019 Pazartesi 03:56
03:56
Sonderece isabetli belirlemeler ve birçırpıda okunan akıcılık. Kaleminize sağlık.
78.190.203.35
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim