• BIST 88.735
  • Altın 229,592
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 25 °C

Paris; “çocuklar nerede oynayacak?..”

Reha Muhtar

Paris hayatımda iz bırakan en önemli şehir olmasa nasıl olurdu acaba?.. Çocukları buraya getirirken kendi kendimi çok sorguladım...

İki yıl önce küçükleri, Fransız anaokoluna verecekken, son anda bazı şeyleri görüp, direkten dönmüştüm...

Son yıllarda gittikçe lokalize olduğunu (yerelleştiğini) fark ettiğim Fransızca eğitim yerine; Kolej’e vererek, İngilizce eğitime ağırlık verdirmiştim...

***

Los Angeles’a giderken sorun yoktu...

Orada İngilizce konuşuyorlardı...

İngilizce anlaşıyorlardı...

Disneyland’dan, Hollywood çocuk kahramanlarına kadar her yerde tanıdık bir kültürün parçası oluyorlardı...

Paris ise (eğer özel olarak Disneyland’a gitmiyorsanız) öyle bir yer değildi...


 

Kışın bu vaktinde bu ayazda Paris’in dışındaki Disneyland’e gitmek de içimden gelmedi doğrusu...

Disneyland Fransız değildi bir kere...

Gideceksek oraya Amerika’da anavatanında giderdin...

***

Benim gibi biri için çok şey ifade etse de, şehir; mimari, sanat, kültür, müze ve gastronomi merkezli bir kentti...

Paris; Fransızca’yla haşır neşir olmayan çocuklar için ne kadar eğlenceli olacaktı; doğrusu pek emin değildim...

***

Çocuklar insana mucizevi bir biçimde “pratik” olmasını öğretiyorlar...

Çocuk büyüten kadınların neden bu derece gerçekçi ve pratik olduklarını; neden ideolojilerin bağnaz kalıplarından çok uzak olduklarını şimdi daha iyi anlıyorum...

Bir çocuk yetiştiriyorsanız; “ihtiyaçlara pratik ve gerçekçi” çözümler bulmak zorundaydınız...

Hayatı “şiir gibi okumak”, “bir miktar romantik takılmak”, “şartlı reflekslere bağlı” değerlendirme ve davranma hakkına sahip olmuyordunuz...

***

Farkındaydım ki;

-“Ben Paris’e çok severim... Çocuklar da çok sevecekler...” gibi, uçuk kaçık, sürrealist, klişe, şartlı reflekslerle örülmüş “yargı”ların bir geçerliliği yoktu...

Neyini sevecekti Fransızca eğitim almayan 5-6 yaşında çocuk Paris’in?..

Ketçap, hamburger ve patates kızartması yiyen çocuklar;

Tabakların ortasında tadımlık gelen gurme restoranları mı seveceklerdi?..

İce Tea’nin tadına alışkın damaklar, Bordo şarabının buruk lezzetinden mi haz alacaktı?.. Kidsmondo’da polis, itfaiyeci, doktor, dişçi olan minikler; Seine nehrinin kenarında geçmiş ihtişamı eskimiş mimarisiyle güne göz kırpan Kral’ın sarayından mı mimari bir keyif alacaklardı?..

Kovboy Woody’nin maceralarıyla; Tom and Jerry’nin kavgaları arasında mekik dokuyan yavrular; Louvre Müzesi’ndeki Mona Lisa tablosunda Mona Lisa’nın iki yanağının arasındaki farklılıktan mı derinlik arayacaklardı?..

***

Olmayacak duaya “amin” denmez...

Önceden, epey kapsamlı bir hazırlık yaptım...

Çocuklar için gidilecek görülecek oyun parkları, oyuncak müzeleri gibi, sıkılmayacakları alanlar yaratmaya çalıştım...

Paris’in çok şeyini biliyordum fakat, çocukların Paris’ini hiç bilmiyordum...

Biraz da geleneksel Fransız anlayışsızlığından mütevellit bir ruh haliyle “çocuklar mutsuz olmasa bari” düşüncesinin egemenliğinde Paris’e indim...

“Nerede oynayacak bu çocuklar” sorusu bütün şiddetiyle aklımı kurcalarken...

*****

ANNELERİNİN KALDIKLARI OTELDE...

Allah; “saf sevgi”nin, temiz kalmış iyi niyetin, istediğini mucizevi bir şekilde insanın önüne çıkarıveriyor...

Paris’te üç çocukla birkaç yıldönümünü birden kutlayacaktık...

Her bir yıldönümünün “aile tarihimizde” önemli yeri vardı...

Kalacağımız yer çok önemliydi...

Doğrusu, onların kişisel tarihlerinde, aile geçmişlerinde; rol oynayan “Paris’teki o özel otelde” kalmayı düşünmemiştim...

“Çocuklar küçük, otelin incelmiş estetiğini daha sonraki yıllarda yaşarlar” demiş, “o otel” için bir girişimde bulunmamıştım...

***

Rezervasyon talebinde bulunduğumuz iki otelin ikisinde de tamirat olunca, biraz zorunluluktan “o muhteşem otel”e yer sorduk... Son olarak 2008’de kalmış olduğum bilgisini verdi; otel arkadaşıma...

-“Evet bekliyoruz... Çok uzun zaman oldu gelmeyeli buraya kendisi...” demişler otelden... Rezervasyon haberi geldiğinde iki arkadaşımla öğle yemeğindeydim...

“O otel”e gidecek olmayı yine, evrensel, ruhsal ve ilahi bir mesaj olarak almış; çocuklar gibi sevinmiştim...

***

İki ünlü kadından üç çocuklu ailemin; ruhsal ve düşünsel embriyosunun oluştuğu oteldeyim işte...

Anlatım tarzımdan çoğu kişi oteli “çocuklarımın biyolojik tohumlarının atıldığı yer olduğunu” düşünebilir...

Hayır öyle değildi...

Ondan çok daha fazlasıydı...

Ruhsal ve düşünsel “çağrı”nın yapıldığı, “niyet’lerin evrene gönderildiği yerdi o otel... Şimdi üç çocuğuma dünyaya geliş mucizelerini göstermek istercesine “o otele gelmiştim”, pek de planlamadığım halde...

Her üçünün anneleriyle de kalmıştım o otelde...

Olay kesinleşince çocuklara hınzırca bir mesaj ilettim...

-“Annelerinize söyleyin... Babam o otele götürüyormuş bizi deyin...” dedim... 

İki annenin de “bunu hiç tahmin etmeyeceklerini biliyordum...”

Hınzırlık ve çocukluk...

 

Buna “mutluluk” diyorum ben...

*****

PARİS’TE KADINLARI ANLAMAK...

Dedim ya hayat; Çocuklar varsa, şartlı refleksleri ve tepkileri değiştirtiyor...

Egonuzu törpülüyor...

Tepkilerinizi yumuşatır gibi gözükse de...

Esasen daha kararlı, istikrarlı ve cesur hale getiriyor... Oyun oynamıyorsunuz artık...

Alabildiğine gerçekçi, alabildiğine sonuça odaklısınız...

Bir canlının sorumluluğunu taşımak, yetişmesine katkı yapmak farklı bir şey...

***

Otele öğleden sonra saat 16 sularında girdiğimizde “odanın henüz hazır olmadığını, bir saat sonra hazır olabileceğini” söylüyorlar...

Tipik bir Parisien tavır bu...

Öğleden sonra da gelseniz, ünlü oteller odanın henüz hazır olmadığını söylerler, müşteriler da fazlaca bir tepki göstermezler...

Ben hariç... Anlamsız bulduğum bu talebi hiç kabul etmezdim geçmişte...

-On ya da on beş dakikaya kadar odaya girdim girdim...” diye kestirip atardım...

***

Otellerin Fransız snobluğuyla bezenmiş personeli, ne yapar eder odayı hazırlatırdı...

Bermutat yine aynı şey oldu başlangıçta...

Oda henüz hazır değildi... Bir saat sonra olacaktı... O sırada, hanım müdire bana ilginç bir şey söyledi... -“İsterseniz...” dedi...

-“Çocuklar otelde Noel ve Yılbaşı dolayısıyla açtığımız buz pistinde kayabilirler...”

***

Eskiden olsa, bu talebi duymazdım bile...

Sadece tek bir şeye fikslenir;

-“Çocuklar var... Onbeş dakika içinde hazır edin lütfen odayı...” der kestirip atardım...

Çocuk sorumluluğu farklı işte... “Kadınları onun için şimdi çok iyi anlıyorum”;  İdeoleojik bağnazlıkların zerrece yanlarından geçmemesinin hikmetini şimdi kavrıyorum...

***

Otel müdiresine;

-“Ama bilmiyor ki çocuklar buz pateni yapmasını...” dedim... Güzel ve bakımlı bir hanım öğretmeni gösterdi bana... -“Şu karşıda gördüğünüz hanım, öğretiyor... İsterseniz hemen buz pateni yapabilir çocuklar...”

İçimden bir ses “Peki de...” diyordu...

Hiç tartışmadan “Peki” dedim...

Bir taraftan da “ben ne yapıyorum” burada diye içimden geçiriyordum...

Sonra...

Sonra ne mi oldu?..

 

Arkası yarın, ya da yarından sonra...

Bu yazı toplam 498 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim