• BIST 86.439
  • Altın 232,624
  • Dolar 6,1280
  • Euro 6,9913
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 36 °C

Malta'yı Kanuni kuşattı alamadı ama ben fethettim.

Adnan Atilla

Malta'yı Kanuni kuşattı alamadı ama ben fethettim.

Malta üç büyük,iki küçük adadan oluşan orta Akdeniz'de bulunan bir AB ülkesi.Sicilya'nın güneyinde bulunan Malta halkının kökeni finikelilere dayanıyor.Nüfusu 450 bin civarında.Adanın gelirinin %97'si turizmden.Adada dil okulları oldukça yaygın.Vergi avantajı bakımından Dünya'nın sayılı ülkeleri arasında yer aldığı için başta oyun ve bahis  olmak üzere bir çok uluslararası şirketin üssü olmuş.THY günde iki sefer yapıyor Malta'ya.Ver elini Malta dedim ve bindim THY'ye.Yunan bankasının CEO'su olan sevgili Cenk Kahraman sağolsun beni karşıladı.Evi şehrin dışında.Cenk sessizliği tercih etmiş.İki katlı villasında kedileri ile kendine mutlu sakin bir hayat kurmuş.Cenk sayesinde bir hafta boyunca Malta'nın en ünlü restoranlarını keşfetme olanağı buldum.Cenk, tam zevk adamı;deniz ürünlerimi desem,Japon lokantası mı desem hepsinin tadına baktırdı.Vallette'de bir sokaktaki cin barına götürdü;görmeniz lazım.Sadece cin satılıyor.Çeşit çeşit cinleri tatmadan önce barmen size şişeden koklatıyor,bu diyorsunuz.Cenk Kahraman 11 yıldır Yunan bankasının CEO'su.İşinde oldukça başarılı.Yunan bu konularda oldukça tutucudur.Düşünsenize yunan bankasının genel müdürü bir Türk.Kesinlikle Türkiye'nin gururu Cenk Kahraman;tam 11 yıldır koltuğunu kimselere kaptırmamış.

Malta rahat insanların ülkesi.Her şey mükemmel,hava güzel,deniz güzel.Şehrin her yerinden denize girebiliyorsunuz.Yemekler oldukça ucuz.Örneğin deniz ürünleri hamburgeri ve kolaya 4 yuro ödedim.Malta'nın en eski ve kalabalık şehri Vallette.Muhteşem binalar ve kendine has mimarisi sizi baştan çıkarmaya yetiyor.Rüya gibi bir Malta seyehatinden sonra bir hafta sonra başlayacak Bodrum Cup heyecanıyla İstanbul'a döndüm.

Türkiye'nin gururu Bodrum Cup

İlk kez geçen yıl katıldığım etkinliğin tadı damağımda kalmıştı.Hayatımda ilk kez teknede ve kamarada kalmış çok zevkli anılar ve dostluklar edinmiştim.Bu seneki Bodrum Cup'a geçen yılın lezzetiyle aylar önceden hazırlandım.Tüm tatil programımı bu tarihe göre belirledim.Bodrum Cup'a günler kala, birlikte eğleneceğimi varsayarak,yanımda arkadaşım Niltuğ Tuner'i de götürdüm.Kendisinin etkinlik şirketi olduğu için iş yapma olanağını da yerinde görür dedim.

Geldik Nil'le  Sabiha Gökçen'e Pegasus'a binmek üzere.Bavulları vereceğiz ama ne mümkün.Niltuğ sağolsun en az 20 kıyafet,15 ayakkabı kışlık montları doldurmamış mı bavula.Kadınlar işte,hepsi aynı.Bekleme salonunda  bir kısmını boşalttık ve bavulları denkledik sonunda.Gerçi fazla ayakkabıları uçağın arkasına bağlayalım dedi Nil ama riske  atamazdık.Neyse şaka bir yana kalbimiz pır pır ede ede indik Bodrum'a.

Bu sene Nisan başında Bodrum Mazı yapmıştım.Dolayısı ile mevsimi kaçırmıştım;17 Ekim'de Bodrum artık  bomboştu! Olayların de etkisiyle şehrin ışığı sönmüş.Neyse ki Bodrum Cup'la birlikte bir hareket başladı,canlandı tekrar şehir.Bodrum sahili yüzlerce tekne ve binlerce insanla tekrar büyük canlılık yaşadı.Başta Niltuğ,fırsat bu fırsat deyip marinadaki mağazanın birinden ucuzluğa girmiş bir ayakkabıyı anında kaparak Bodrum ekonomisine gerekli katkıyı yaptı! Niltuğ yeni ayakkabısının verdiği sevinçle süngerci Aksona Mehmet'in teknesine konuk olduğumuzda mutluluk okyanusunda kanatlanmıştı.Aksona Mehmet,renkli bir kişilik;ağzında piposu sürekli gülümseyen Noel Baba görüntüsünde.

Bodrum Cup'ın en renkli teknesi bizimkiydi.Sağolsun Erman Aras'ın sağ kolu Sibel Dikan beni Swan adlı tekneye verdi.Sebebi,Zuhal Uysal,Berna Karğın,Nur Yalçın Şentürk ve Mehtap Kaptan'dan oluşan yemek yarışması ekibinin benim teknede oluşuydu.Bodrum'da yaşayan bu bayanlar,çocukları sayesinde çok sıkı arkadaş olmuşlar.Enerjileri ve neşeleriyle teknenin ışığı oldular.Etkinlik içinde düzenlenen yemek yarışmasının ilk ayağı,levrek balığı idi.Bu sene ki  yarışmaya 14 tekne ekibi katılmış.Swan ekibi önceden tedarikli olarak tencere ve tavayla geldiler tekneye.Başladı mı hummalı bir çalışma.Ben ise doğal olarak yarışmanın sonunda  levrek yeme derdindeyim!

Neyse yarışlara dönelim.Bodrum Cup'ın tartışmasız en büyük emekçisi Erman Aras.Dile kolay bu sene 28.düzenlenmiş.Bir ömür aslında.Çok zor bir organizasyon.Bir de ülkemizde bir kaç yıldan bu yana devam eden olumsuzluklar göz önüne aldığında iyice zorlaşmış işler.Fakat Erman Aras ve ekibi bu yılda şapkadan tavşan çıkarmışlar.Gerçi sayın Aras,artık yönetimde yalnız değil.Geçen sene olduğu gibi bu yıl da startı,genç kuşaktan Süleyman Soylu ve Bodrum'un sevilen  Belediye Başkanı Mehmet Kocadon ile birlikte verdiler.

Çıktık mı Bodrum'dan olağanüstü bir şölenle Gümüşlük yoluna.Böylece Akdeniz'in en büyük Deniz Şenliği 18 Ekim pazartesi günü 28.kez sert bir hava altında başladı.Hava birden soğumuş,rüzgar hızını artırmıştı.Tam yelkencilerin sevdiği yarış havasıyla tüm tekneler denizde bata çıka Bodrum'dan Gümüşlük Limanı'na geldik.

Sert esen rüzgarın soğunda ben üşürken,kışlık kıyafeti  boşuna almışsın dediğim Niltuğ,sıcacık montunun içinde bana muzipçe gülümsüyordu!

Gümüşlük Lima'nı küçük olduğu için teknelerin tamamı limana girdi ama kıyıya yanaşamadı.Bizim tekne de açıkta demirledi.O akşamın en önemli olayı bizim yemek ekibinin işe koyulmasıydı.Tatlı bir telaş içinde peşamel soslu Levrek fırına verildi.Hakemler levreği tadıp yüzlerindeki mutluluk ifadesini gördüğümde tamam bu iş dedim.Nitekim sonuçlar açıklandığında bizim tekne ekibi 5.olup finale kalmıştı.E bende ekipten biri olarak kılçıkları ayıklanmış peşamel soslu levreğin tadına doya doya baktım.

Ertesi sabah yarışın en zevkli ikinci ayağı olan Gümüşlük-Leros etabı başlayacaktı.Sabah kamaramızda uyku rehaveti içndeyken birden teknenin gürleyen motorları çalışmaya başladı.Ne oluyor demeden saate baktığımda 7 idi.Yaklaşık 2 saat sonra  rüzgar ve deniz  daha sakinleşmiş haldeyken Leros'un pırıl pırıl limanına demiri attık.Her şey birden film şeridi gibi değişmişti.Başka bir yerdeydik artık.Yunan adası Laros sımsıcak mimari dokusu ile bizi davet ediyordu adeta.

Leros,Bodrum'a yaklaşık 50 deniz mili mesafedeki en yakın Yunan adası.Sakin bir ada.Yunanistan'da ana karada yaşayanların yazlıkları bulunuyor Leros'da.Tüm Avrupa kentleri gibi pırıl pırıl.Sezonda olmadığı için nüfus oldukça az.İnsanlar güler yüzlü ve yardımsever.Marketlerde ilginç ürünlere rastlayabiliyorsunuz.Başta şarap olmak üzere çok değişik içkileri bulunuyor.Limanda bayanların işlettiği bir pastane var girdik Niltuğ'la içeri.Eminim daha önce duymamışsınızdır,sakız reçeli aldırdı Nil;birde sakız şekeri.

Ertesi gün motosiklet kiralayıp adayı keşfetmeye çıktık.Adada motosiklet zaten oldukça yaygın.Niltuğ'da gözü kara,kaskını taktı atladı arkama ver elini Leros.

Geçen sene Leros'da ilginç bir anı yaşamıştım;onu size aktarayım.Musa ağbiyle adayı yayan dolaşmaya çıkmıştık.Aslında adı Hamza Küçükosman'da ben ona Musa diyorum.Bir meyve ağacı gördük;büyüklüğü mandalin kadar,turunçgillerden bir meyve ama daha önce hiç görmemişiz.Koparıp tadına baktık.Mayhoş bir tadı var, bu ne acaba falan derken,kibar bir yunan geldi yanımıza,oranın sahibiymiş.Ama ortak dil olmadığı için meyvenin ne olduğunu o da anlatamadı.Bizi karşıdaki dükkanına davet etti.Marangozmuş,işler iyi değil  deyip Çipras'ı eleştirdi.Niye Çipras sizin için büyük şans dedim.Bak adam başbakan oldu,annesiyle oturduğu evden çıkmadı,gerçekçi ve reformist adam dedim.Dostumuzun adı Yorgo,ama dedi;Çipras bizim 2 bin yuro olan aylığımızı bine düşürdü dedi.E pes dedim,daha ne istiyorsunuz adada bu parayla krallar gibi yaşıyorsunuz dedim.Neyse Yorgo bana ve Musa ağbiye salam sosis kesmek için birer tahta hediye etti.O meyva ağacının satıldığı seranın adresini de benim tahtaya yazdı.Veda edip ordan ayrıldık.Yürüyerek tam limana gelmiştik ki baktım biri omuzuma dokunuyor.Kafamı çevirdim motosikletinin üstünde Yorgo.Vucut diliyle atla arkaya dedi. Bindim motora ta adanın öbür ucuna gittik.Kocaman bir sera.Serayı tombul bir bayan işletiyor.Yorgo gösterdi meyve ağacını aldık geldik kasaya.Elimi cüzdanıma attım Yorgo atıldı hemen.Bana para da ödetmedi.Sonra yine işaretle ağacı bırak orada dedi,Yine bindim Yorgonun motosikletine,beni kendi meyve bahçesine götürdü.Sarı sarı olmuş o meyvelerden bir torba doldurup döndük.Sonra da ağacımı alıp beni tekneye bıraktı Yorgo.Sarıldık fotoğraf çektirdik güzel anı olmuştu.Ancak adının guava ya da yunanca söylendiği gibi guvafa olduğunu sonradan öğrendiğim meyve ağacını uçakla döndüğüm için taşımam zor olur düşüncesiyle gemimizin kaptanına hediye etmiştim.

Yani anlayacağınız,Leros'a o meyve ağacının hayaliyle de gelmiştim.Doğru aynı fidanlığın yolunu tuttuk Niltuğ'la.Seracı kadın beni hatırlamadı ama meyve fidanını buldu getirdi.10 yuro verip fidanı satın aldım.Oraya gitmişken domatesmi istersin,fasulye mi,mısır mı,ne ararsan sebze tohumlarını keşfetmesin mi Nil.Birlikte hepsinden aldık.E bulmuşuz gdo'suz tohumları atladık tabi.Benimkilerin bir kısmını kardeşim Nurcan Topuz'a ve  Bulancak'ta teyzemle,yengemlere götüreceğim.Nurten Zere bayılacak tohumlara.Sonra çıktık oradan doğru denize çimmeye.Dönüşte de seranın karşısındaki süpermarkete daldık.Peynirler,etler,sucuklar,salamlar,çeşit çeşit içkilerle poşetleri doldurup tekneye döndük.Yolda Musa ağbi elimdeki fidanı görünce imrenerek ben de alacaktım demez mi.Altınoluk'ta yaşayan Musa ağbiye kıyamayıp guava meyve fidanını ona hediye ettim.

Duşumuzu aldık,giyindik kuşandık,akşam yemeği için adanın en popüler restoranı Dimitris'in yerine gideceğiz bekliyorum Niltuğ gelsin diye.Ne beklemek kardeşim nerdeyse bir saat olacak nihayet teşrif ettiler kendileri.Yüksek topuklu ayakkabılar,saçlar belinde,ojeler sürülmüş,elbise şahane,ne olur ne olmaz diye yine o kışlık mont üzerinde ancak ne yapsa nafile çirkin diye takıldığım Niltuğ nihayet hazırlanıp geldi..Bindik motosiklete vardık Dimitris'in yerine.Manzara şahane,baktım bizim yemek yarışmasının bayan  ekibiyle Musa ağbiler de orada;en güzel masaya geçtik.Hava güzel,ay tabak gibi doğdu.Geldi ahtapot dolmalar,kalamarlar,karidesler e yanında uzo olmadan olmaz;kadehler çınlama sesi çıkarırken Yamas nidalarıyla bir güzel ziyafet çektik.Niltuğ yemeye içmeye bayılıyor.Onun kadar içkiye,yemeğe ve sefasına düşkün birini ilk defa tanıdım.Aman tanrım,ahtapot karpaçyo, karpaçyo diye başımın etini yemişti Nil.Geldi masaya kocaman bir tabak domates soslu incecik lokum gibi ahtapot yemeği karpaçyo.Nasıl lezzetliydiler anlatamam.Hele o ahtapot dolması bir harikaydı.İçine peynir koyup pişirmişler.Yedik içtik 47 yuro hesap ödedim.

Ertesi günü Leros'a veda etmeden adanın en yüksek noktasındaki kaleye çıktık.Adanın panaromik manzarası sizi ürpertiyor.Bol bol fotoğraf ve video çektikten sonra adanın sonradan keşfettiğim en güzel plajında sabahın erken saatinde doya doya çimdim.Deniz pırıl pırıl akvaryum gibi,su sıcacık.Tekneye dönerken yolumuzun üstündeki markete son bir kez daha   girmeden olmaz tabi.Daldık Nil'le,alel acele ilgimizi çeken ne bulursak aldık.

Leros'dan Yalıkavak'a doğru hareket ederken Leros'a hüzün dolu duygularla el salladım.Buruk bir veda ama seneye yine çok daha iyi şartlarda orda olacağıma ve satın alacağım  guavayı kesinlikle kimseye vermeyeceğime söz verdim kendime.

Karnaval havasındaki yarış ekibiyle geldik mi Yalıkavak Palmarina'ya.Mükemmel bir tesis Palmarina.Gece nefis bir parti bizi bekliyor..Ortam şahane,insanlar şımşık.Tekneler hovardaca dizilmiş,yemek yarışmasının son ayağı olan ahtapotlar pişirilmiş.Ben elimde çatal sabırsızlıkla bekliyorum yine.Hakemler 5 finalistin ahtapotlarını teker teker tadıp sonuçlar açıklandığında bizim bayanların sevinç çığlıklarını duymalıydınız.Bizim tekne ekibi 2.olmuştu.E kutlamamak olmaz tabi.İndirdik ahtapotları mideye.Gerçi önceden midye şişler ve soslarla altlık yapmıştım.Niltuğ'la konseri izlerken eşsiz Yalıkavak gecesinin doyumsuz hazzını yaşıyorduk.

Erman Aras'ın sahibi olduğu,Era Bodrum Yelken Kulübü çatısı altında düzenlenen 28. The Bodrum Cup Uluslararası Deniz Festivali ve Regatta, ödül töreni ve Sertab Erener konseriyle sona erdi. The Bodrum Cup’ın bu yılki şampiyonu genel klasmanda Alondra teknesi oldu.Eşsiz bir geceydi.

Ertesi gün ise son günün tadını çıkarmak için erkenden Yalıçiflik'teki muhteşem tesis Sea Garden'ın yolunu tuttum.Tesis olağanüstü bir yer.Genelde yaşlı turistler vardı.Denizin ve güneşin keyfini doya doya çıkarıp balıkları da beslemeyi ihmal etmeden Bodrum'a döndüm.Bodrum'daki son geceyi sevgili dostum Zeki Bayırlı'nın Albatros Oteli'nde geçirdim.Albatros Oteli Bodrum merkezde sahilde.Zeki Bayırlı hasta BJK'lı.Ne zaman görsem spor ama çiçek gibi giyiniyor.Albatros Oteli'ni zarif eşiyle birlikte işletiyorlar.Albatros,pırıl pırıl her köşesi zevkle tasarlanmış tam bir butik otel;kesinlikle tavsiye ederim.

Rahat bir uykudan sonra sabah erkenden düştüm yola.Bodrum sanki ben ayrılıyorum diye hüzünlenip bulutlanmaya başlamıştı.Uçağımız Bodrum semalarına yükseldiğinde gelecek sene görüşmek üzere başta Erman Aras olmak üzere Bodrum Cup'a emeği geçenlere bir kez daha teşekkür ettim.Bodrum Cup'ı Türkiye'nin gururu yaptıkları için..

Bu yazı toplam 2453 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim