Yakaladıkları başarılar, yaptıkları çalışmalarla Türkiye bir zamanlar onları konuşuyordu.
12 Haziran 2009 Cuma 05:46
Bazıları ünlü olduğu yıllardaki işlerinin aksine ticaret, tarım
veya hayvancılıkla uğraşırken, bazılarıysa kendisi gibi başarılı
bireyler yetiştirmek için çalışmaya devam ediyor.
Türkiye kimini olimpiyatların birincilik kürsüsünde Türk milli
marşını gurur gözyaşlarıyla söylerken, kimini biraz şaşkın, biraz
heyecanlı, ama tamamıyla gururlu, boynunda asılı "Miss Turkey"
yazısıyla sahnede yürürken gördü. Kimi başarılarıyla Türk halkının
göğsünü kabartan pek çok sporcu yetiştirdi. Kimi minderlerin
"tankıydı", kimiyse "basketbolun efsanesi"...
Kimilerinin yakaladığı başarılar bugün bile geçilemedi, kimi 20.
yüzyıla öyle bir iz bıraktı ki ismi bulvarlara, caddelere, salonlara
verildi.
Hakan Şükür, Oğuz Çetin, Recep Çetin, Aykut Yiğit ve Bülent
Uygun'un da arasında bulunduğu başarılı sporculara hocalık yapan Ekrem
Karaberberoğlu, "Manş Denizi'ni Yüzerek Geçen İlk Türk Kızı" unvanını
elinde bulunduran milli yüzücü Nesrin Olgun Arslan, "Asrın güreşçisi"
unvanlı Hamza Yerlikaya, Türkiye'de şampiyonluğu Anadolu'ya getiren ilk
teknik direktör olan Ahmet Suat Özyazıcı, "20. yüzyılda iz bırakan
mülki amir" seçilen 86 yaşındaki emekli Vali Hüseyin Öğütçen,
Türkiye'nin ilk Avrupa Güzeli Günseli Başar onlardan sadece bazıları...
Bir zamanlar bütün gözlerin üzerlerinde olduğu, tüm Türkiye'nin
onları konuştuğu yılları geride bırakan bu ünlüler, şimdilerde sakin,
gözlerden uzak bir yaşam sürüyor.
Yetiştirdiği futbolcuların 21'i Milli Takım'da yer alan,
aralarında Hakan Şükür, Oğuz Çetin, Recep Çetin, Aykut Yiğit ve Bülent
Uygun'un da bulunduğu başarılı sporculara hocalık yapmış 82 yaşındaki
eski antrenör Ekrem Karaberberoğlu'nun, Sakarya'nın Adapazarı ilçesinde
mütevazı bir hayatı var.
Karaberberoğlu, yetiştirdiği futbolcuların Sakarya'ya
geldiklerinde, vefa örneği göstererek kendisini ziyaret ettiklerini,
kentin Türk futbol tarihine adını yazdırmış sporcular yetiştirdiğini
kaydetti.
Futbol hayatına 1945 yılında Ada Gençlik Kulübü'nde başladığını
ifade eden Karaberberoğlu, 20 yıl kalecilik yaptıktan sonra, 1965
yılında antrenörlüğe geçtiğini belirterek, "Bana Galatasaray'dan teklif
geldi. Ayrıca Galatasaray Lisesi'nde okutacaklardı. Babam gitmeme izin
verdi. Ama annem gitmememi istemediği için ağladı. Anneme kıyamadım, bu
nedenle teklifi geri çevirdim" dedi.
Yaklaşık 40 yıl antrenörlük yaptığını ifade eden Karaberberoğlu, şunları söyledi:
"40 yıl boyunca, çok başarılı futbolcular yetiştirdim. 4 yıl önce
antrenörlüğü bıraktım. Yetiştirdiğim futbolcular arasında 21'i Milli
Takım'da yer aldı. Onların başarılarıyla gurur duyuyorum. Çocuklarımın
hiçbirini yanlış yolda görmedim. Birini yanlış yolda ya da yanlış bir
tavırda gördüğüm zaman, hemen ararım ve uyarırım. Hatta ağır hakaretler
bile ederim. Hiç affetmem. Onların iyiliği için konuştuğumu bildikleri
için, beni dinlerler. Atatürk'ün (Ben sporcunun zeki, çevik ve
ahlaklısını severim) diye çok doğru bir sözü var. Ben de yıllarca bu
anlayışla, çocuklarımı yetiştirdim. Ben insanda önce ahlak ararım. Bu
varsa her zaman arkalarında olurum. Yetenekli, ama ahlakı yoksa,
başarılı olamazlar."
Kendisi gibi futbolun içinde olan oğlu Esat Karaberberoğlu'nun
gönderdiği parayla ve emekli aylığıyla geçimini sağladığını dile
getiren Karaberberoğlu, mütevazı bir yaşam sürdürdüğünü, bir süre önce
Hakan Şükür, Bülent Uygun ve oğlu Esat'ın desteğiyle hac görevini
yerine getirdiğini anlattı.
Sakaryaspor'un maçlarına gitmeye gayret ettiğini, onun dışında
maçları televizyondan takip ettiğini belirten Karaberberoğlu,
"Doğduğum, büyüdüğüm mahallemde dostlarımla bir araya geliyorum. Eski
talebem Bülent Uygun ve oğlum Esat'ın başında olduğu Sivasspor'un
maçlarını izliyorum. Umarım bir gün şampiyonluğu yaşarlar" diye
konuştu.
Adana'nın yetiştirdiği, "Dünyanın en acı kuvvetli güreşçisi"
diye tanınan Olimpiyat şampiyonu İsmet Atlı bugün 80 yaşında...
Güreş sporuna küçük yaşlarda başlayan, azimle çalışarak yurtiçi
ve yurtdışında önemli başarılara imza atan Atlı, 1960 yılında Roma
Olimpiyatları'nda 87 kiloda şampiyon olduğunu, böylece dünya çapında
tanındığını ifade etti.
Başarılı bir dönemin ardından 1962 yılında sporu bırakmaya karar verdiğini anlatan Atlı, şunları kaydetti:
"Sporu bıraktıktan sonra bir süre yarış atçılığıyla uğraştım. Daha
sonra yeniden ata sporuna döndüm ve Adana'da güreşin gelişmesi için
çeşitli çalışmalar yaptım. Yerel yöneticilerin katkılarıyla Karakucak
Güreş Sahası'nı yaptık, güreş eğitim merkezini kurduk. Öğrencilerin
yatılı olarak kaldığı merkezde yetenekli, gelecek vaat eden sporcuları
yetiştiriyoruz. Buradan dünya ve olimpiyat şampiyonları çıkartmayı
arzuluyoruz."
İsmet Atlı, hükümet yetkilileri ve yöneticilerinin ata sporuna
yeterli ilgiyi göstermediklerinden yakınarak, bu durumun kendisini çok
üzdüğünü kaydetti.
"Manş Denizi'ni Yüzerek Geçen İlk Türk Kızı" unvanını elinde
bulunduran milli yüzücü Nesrin Olgun Arslan (52) ise Adana'da bir yüzme
spor kulübünün başkanlığını yürütüyor.
Arslan, 7 yaşından bu yana yüzme sporuna gönül verdiğini, bu
dalda çok sayıda başarılara imza attığını kaydetti. Maraton yüzmeye 17
yaşında başladığını, 4 kez Mersin, 2 kez Adana, birer kez de Çanakkale
ve Kıbrıs maratonu gerçekleştirdiğini hatırlatan Arslan, şunları
söyledi:
"Ayrıca tramplen atlamada 1976 yılında Türkiye şampiyonu oldum.
1979 yılında İngiltere'den Fransa'ya Manş Denizi'ni 15 saat 47 dakika
ile geçmeyi başararak yılın sporcusu seçildim. Elde ettiğim bu başarıyı
30 yıldır kimse aşamadı. Spor hayatımın ardından çok sayıda çocuk, genç
ve büyüğe yüzme sporunu sevdirdim. Çeşitli okulların bünyesinde ve
Adana Büyükşehir Belediyesinde yüzme koordinatörü olarak çalıştım.
Armada Spor Kulübü başkanlığını ve Adanalı kadınlara yaşam boyu spor
yapma alışkanlığı kazandırabilmek için çalışmalarımı sürdürüyorum."
"Asrın güreşçisi" unvanlı Hamza Yerlikaya'nın, güreş minderinden
TBMM'ye uzanan öyküsü 1976 yılında İstanbul'da başladı. Aslen Sivaslı
olan Yerlikaya ailesi, oğulları dünyaya gelmeden kısa bir süre önce
İstanbul'a yerleşti. Hamza Yerlikaya, eski bir güreşçi olan babasının
izinden giderek, henüz 10 yaşındayken mindere adımını attı.
Spor yaşamı boyunca yurtiçi ve yurtdışında pek çok başarılara
imza atan Hamza Yerlikaya, güreşte Olimpiyat, Dünya ve Avrupa
şampiyonlukları alarak Türkiye'yi gururlandırdı. Dünya Güreş
Federasyonları Birliği (FILA) tarafından, "Asrın Güreşçisi" unvanına
layık görülen Yerlikaya, 2007 seçimlerinde AK Parti Sivas Milletvekili
olarak TBMM'ye girdi. Yerlikaya, TBMM'de spor ve sporcularla ilgili
birçok yasal düzenlemenin hazırlanmasında da öncülük yaptı.
Dünya ve Avrupa Şampiyonu eski milli güreşçi Sebahattin Öztürk
ise şu anda memleketi Sivas'ta inşaat ve otomotiv sektörü üzerine iş
hayatını sürdürüyor. Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu mezunu olan
Öztürk, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü veya spor ile ilgili kuruluşlar
tarafından görev verilmesi halinde spor uzmanı olarak hizmet vermek,
geleceğin şampiyon güreşçilerini yetiştirmek istiyor.
Evli ve 3 çocuk babası Öztürk'ün adına Yıldızeli ilçesinde her
yıl geleneksel olarak Karakucak Güreşleri düzenleniyor. İsmi kentte
belediyeye ait bir spor salonuna verilen Öztürk'ün Galericiler
Sitesindeki iş yerinin tabelasında da "Şampiyon Otomotiv" yazıyor.
Güreştiği dönemlerde sırtının yere gelmediğini, birincilik
kürsüsünden inmediğini anlatan Öztürk, Sivas'tan yeni şampiyonların
çıkmasını istiyor.
Dünya ve Olimpiyat şampiyonlukları bulunan 71 yaşındaki güreşçi
Ahmet Ayık, şimdi Antalya'da 8 yaşındaki torunuyla günlerini geçiriyor.
Uluslararası Güreş Federasyonu (FILA) Yönetim Kurulu Üyesi,
olimpiyat ve dünya güreş şampiyonu Ahmet Ayık, güreşe 9 yaşındayken
başladığını, Yaşar Doğu, Celal Atik, Halit Balamir, Nasuh Akar, Bayram
Şit, İbrahim Önder, Halil Kaya, Nurettin Zafer, Adil Candemir gibi
antrenörlerle çalıştığını anlattı.
İlk başarısının 1962 yılında Belgrad'da düzenlenen Adriyatik
Kupası'ndaki ikincilik olduğunu kaydeden Ayık, 1963 yılında Napoli'deki
Akdeniz Oyunlarında 97 kilogramda birinci, 1964 Tokyo Olimpiyatları'nda
da hiç yenilmemesine rağmen 97 kiloda Olimpiyat ikincisi olduğunu
kaydetti.
İlk Dünya Şampiyonluğunu 1965 yılında İngiltere'nin Manchester
kentinde düzenlenen Dünya Şampiyonası'nda elde ettiğini belirten Ayık,
iki dünya birinciliği, bir ikincilik, üç Avrupa şampiyonluğu olduğunu,
1968'de Meksico City Olimpiyatları'nda 97 kiloda Olimpiyat şampiyonu
olmayı başardığını söyledi.
Güreş yaptığı dönemlerde ot minderler üzerinde çalıştıklarını,
güreş ayakkabılarının altında kamyon lastiği bulunduğunu anlatan Ahmet
Ayık, şimdi sporcuların şanslı olduklarını ifade etti.
Başarılı güreşçilere ev, altın gibi hediyeler verildiğine
dikkati çeken Ayık, güreşte olimpiyat ve dünya şampiyonu olmasına
rağmen o dönemde kendisine sadece saat hediye edildiğini bildirdi.
Ayık, "Devlet bize bir şey vermedi, ama millet bağrına bastı.
Ankara'da küçük bir kebap dükkanı açmıştım, etrafımda da çok lüks
yerler vardı, ama benim dükkanım dolup taşıyordu. İşte bizim en büyük
kazancımız, halkın gösterdiği ilgiydi" dedi.
Zamanının büyük kısmını güreşe ve hayır işlerine ayırdığını
kaydeden Ayık, Antalya ve Sivas'ta çok sayıda okul, park, çeşme ve
karakol binası inşa ettirdiğini söyledi.
Günlerini 8 yaşındaki torunu Ahmet Ayık Tufan ile geçirdiğini
ifade eden Ahmet Ayık, torununun şimdiden 50 kiloya, boyunun ise 1.50
metreye ulaştığını ve güreşçi olmak istediğini belirtti.
Türk güreşinin geldiği noktayı da değerlendiren Ayık, "Benim
gibi şampiyonluklar yaşamış bir insanın, güreşin bugünkü durumundan
mutlu olması mümkün değil. Güreşte ufak başarılar bizi tatmin etmiyor,
ancak bu bir dönem meselesi. Dönem dönem bazı başarısızlıklar veya
başarılar olabiliyor. Türk güreşi yeniden o eski günlerine dönecektir"
diye konuştu.
Güreşin kalkınması için Güreş Federasyonu'nun kurumsallaşması
gerektiğine işaret eden Ayık, güreş eğitim merkezlerinin yeniden ele
alınması, Güreş Federasyonu'nda sistemin oturtulması gerektiğini
vurguladı.
Türkiye'de şampiyonluğu Anadolu'ya getiren ilk teknik direktör
olan Ahmet Suat Özyazıcı, Trabzon'da çocuklarıyla birlikte babasından
kalma dükkanı işletiyor.
Futbola 1954 yılında Yolspor'da başlayan Özyazıcı'ya,
futbolculuğu döneminde futbolun her türlü teknik ve taktiğini
uygulamaya yatkınlığı nedeniyle "Brezilyalı" lakabı takıldı.
Profesyonelliğe ilk adımı 1967 yılında kurulan Trabzonspor'da
atan Özyazıcı, 1969 yılında futbol yaşantısını noktaladıktan sonra
teknik direktörlüğe soyundu. Trabzonspor'u değişik dönemlerde
çalıştıran Özyazıcı, takımı ilk olarak 1973-1974 sezonunda ikinci lig
şampiyonu yaparak birinci lige çıkardı. Özyazıcı, daha sonra
bordo-mavili takıma 1975-1976, 1976-1977, 1979-1980 ve 1983-1984
sezonlarında olmak üzere 4 lig şampiyonluğu daha yaşattı.
Ahmet Suat Özyazıcı'nın görevde bulunduğu dönemde Trabzonspor 18
kupa kazandı. Özyazıcı, İstanbul takımları olan Galatasaray, Fenerbahçe
ve Beşiktaş'ın dışında bir Anadolu takımını şampiyon yaparak Türk
futbol tarihine geçti.
Şampiyonlukların yaşandığı dönemde ekip ruhu olduğunu anlatan
Özyazıcı, "Yönetim, teknik heyet, futbolcular, basın ve taraftar hep
birlikte kenetlenmeyle bu başarılar yakalandı" dedi.
Trabzonspor'un dışında Bursaspor ve Sarıyer'i de çalıştıran
Ahmet Suat Özyazıcı, aktif futbolu bıraktıktan sonra ailesinin
işlettiği nalbur dükkanının başına geçti. Burayı çocuklarıyla birlikte
işleten 73 yaşındaki Özyazıcı, Türk futbolunu ve özellikle
Trabzonspor'u yakından takip etmeyi sürdürüyor.
Türkiye Futbol Ligi'nde Beşiktaş ve Fenerbahçe'de forma giyen
Şenol Birol, bir zamanların en ünlü futbolcularındandı. Beşiktaş'ta bir
kez şampiyonluk yaşayıp Metin Oktay'ın 38 gol ile "Gol kralı" olduğu
sezon 34 gol ile en çok gol atan Beşiktaşlı futbolcu olan Birol, bu
başarısının ardından Fenerbahçe'ye transfer olarak 2 şampiyonluk
sevinci yaşadı.
Milli Takım formasını 8 kez giydiğini, adının forvetteki
partneri Birol Pekel ile özdeşleştiğini belirten Şenol Birol, "Aynı
dönemde Fenerbahçe'ye transfer olduk. İkimiz için 'Şenol, Birol, gol'
tezahüratları yapıldı. Galatasaray Metin Oktay'a 'Taçsız Kral' filmini
çektirince, Fenerbahçe yönetimi de en yakışıklı ben olduğum için
(gülüyor) bana film çektirdi. Baş rollerinde Birol Pekel ve Fatma
Girik'in oynadığı 'Şenol, Birol, gol' filmini çektik" dedi.
Futbolu bıraktıktan sonra bir süre Köy Hizmetlerinde görev
yaptığını, daha sonra emekli olduğunu ifade eden Birol, "Şimdi eşim ve
ben kiralık bir evde emekli maaşımla geçinip gidiyoruz. Arkadaşlarım o
kadar şöhretin ardından hiç para biriktirmediğim için şaşırıyor. Ancak
herşey para değil. Ayrıca o zamanlar şimdiki gibi büyük paralar
kazanamıyorduk. Futbolu para için oynamıyorduk" diye konuştu.
Halen Rize'de yaşayan Şenol Birol, bir sezonda 34 gol ile en çok
gol atan Beşiktaşlı futbolcu unvanını korumaya devam ediyor. Ünlü
futbolcu, Fenerbahçe'de 3 sezonda 58 gol, Beşiktaş'ta 4 sezonda 132 gol
atmayı başarmıştı.