• BIST 88.735
  • Altın 227,573
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C

Emirgan'da New York tarzı bir mekan... La Boom...

Reha Muhtar

Sekiz yıl önce Sabah gazetesinde gözüme çarpan ilginç mekanlarla ilgili, insan hayatlarını içine alan yazılar yazıyordum hafta sonları...

Lucca o günlerde daha patlamamıştı...

Doğum öncesi hamilelik sancıları çekiyordu...

Mekanın ilginç ve farklı bir özelliği vardı...

Çakma değil, gerçek New York tadında bir mekandı...

Böyle mekanların kimliklerini önce dizaynları sonra oraya gelen müşterileri belirler...

Lucca; dekorasyondan havasından hangi tip müşteriyi çağırdığı belliydi...

Sonuçta Lucca, Boğaz`da Bebek semtini yeni baştan yarattı...

Bebek ikinci bir Nişantaşı oldu Luccadan dolayı...
 

***



Mekanlar daha ilk fısıltılardan kendilerini belli ederler...

Birkaç haftadır Emirgan`da La Boom isimli kulüp restoranın adını duyuyordum...

Fısıltı halinde yayılıyordu mekanın ismi...

- `Gece çok kalabalık oluyor...

- `Bir tanıdık düşmüş ayağını kırmış...

- `Geceleri iğne atsan yere düşmüyor... Çok gürültü var... Durulmaz orada...

Böyle durumlarda hep olduğu gibi, `olumsuz sözler mekanın reklamı oluyordu...
 

***



Aynı şeyleri La Boom için de duyunca kimselerin olmadığı hafta için bir öğle vakti La Boom`a gittim...

Nasıl olsa bu mekanlara kimlerin gittiğini üç aşağı beş yukarı biliyorum...

Onun için amacım mekanı, kalabalık olmadığı bir saatte görüp, yemekleri ve kavı hakkında bilgi edinmekti...

Ahtapot ızgara, bonfile salatası, Çin usulü levrek, lağos ve deniz tarağını tattıktan ve mekanın dizaynını gördükten sonra söyleyebilirim ki, La Boom İstinye çıkışını marinayla beraber iyice şenlendirecek...

Çok az bir ihtimal eğer şenlendiremezse kendisi yok olup gidecek...

Yemekler New York mekanları tadında, oraları hiç aratmıyor...

Atmosfer, yemek sonrası kulüp olmaya çok müsait...

Daha doğrusu esasen kulüp havası var, restoran ikincil kalıyor...

Manzara mükemmel, Boğaz`ın üstü...

İstinye-Emirgan arası yeni bir Nişantaşı olabilir...
 

28 YIL HAPİSTE KALAN MANDELA HASTANEDE...

- `Düşmanınızın silah olarak size doğrulttuğu şeye, ilgisiz ve kayıtsız kalabilirseniz, o silahın silah olma özelliğini yok edersiniz...

Mealen böyle bir söz söylemişti Nelson Mandela izlediğim bir belgeselinde...

Dün hastaneye kaldırıldığını duyunca, ağır müebbet cezasıyla 28 yılını hapiste geçirdiği aklıma geldi Güney Afrikalı liderin...

Zaten bu sözü `İçerde 28 yıl nasıl sabrettiniz?.. sorusuna cevap verirken etmişti...

- `Düşmanınızın silahını ona kayıtsız kalarak elinden alabilirseniz, o silahın; silah olma özelliğini de yok edersiniz...
 
***


Nobel Barış Ödülü`nden, Simon Bolivar Ödülü`ne, dünya çapında saygın ödülleri alabilmek ve ırkçılığa karşı mücadelenin sembolü olabilmek ancak böyle düşünebildiği için Nelson Mandela`ya nasip oluyor demiştim...

Güney Afrika`daki ırkçı beyaz yönetim tarafından 1962 yılında 5 yıla mahkum edildi Mandela...

Cezaevindeyken, iki yıl sonra 1964`te Güney Afrika hükümetini devirmek için gizli plan yaptığı gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı...

1990 yılında çıkan affa kadar tam 28 sene cezaevinde kaldı...
 
***


Kayıtsız davranarak, düşmanının elinden silahını aldığı mücadelesi; 1992 yılında zafere ulaştı...

Güney Afrika`da siyahlar o yıl eşit vatandaşlık hakkını aldılar...

Böylece 1994`de Güney Afrika`nın ilk siyah devlet başkanı oldu...

Devlet Başkanı olduktan sonra ise ne yaptığını öğrenmek istiyorsanız, Yenilmez (Invictus) filmini izleyin...

Morgan Freeman ve Matt Damon`un oyunculuğunda Nelson Mandela`nın `Bir futbol takımından nasıl birbirinden kopamayan bütün bir ülke ve millet yarattığını göreceksiniz...

Güney Afrika`da birarada yaşayamaz denilen siyahlarla beyazlardan bahsediyorum...

Türkiye`deki gibi et ve tırnak olmuş Türkler ve Kürtlerden değil...

Mesele maksattır bu işlerde...

Maksat kötüyse, birileri Türkiye`yi Balkanlar`a çevrilebilir elbette...

Fakat Nelson Mandela`nın ruhunun binde birini taşıyanlar için, `barışı sağlamış muhteşem bir ülke yaratmak, bir futbol takımının dünya kupasını kazanmasından ibarettir sadece!..

Yenilmez (Invictus) filmini izlerken Mandelanın 95 yıllık hayatını gözlerinizin önüne getirin...

Şu anda hastanede Nelson Mandela...

Fakat bu halde bile size vereceği ilham, gününüzü güzelleştirecektir...


 

BİR GEMİ YOLCULUĞU ÖYKÜSÜ...

`Bir grup insan yaşadıkları yere gitmek üzere bir gemiye binerler...

Bir süre sonra bazı ihtiyaçlarını karşılamak için kaptan bir limana yanaşır...

Yolcular ihtiyaçlarını temin için gemiden çıkarlar...

Bir kısmı ihtiyaçlarını temin ettikten sonra, başkaca hiçbir şeyle ilgilenmeden gemiye döner ve hiçbir engelle karşılaşmadan, kimseyle çekişmeden ve herhangi bir izdihama maruz kalmadan geminin en rahat yerine yerleşir...
 
***


Bir kısmı da, rengarenk çiçek türleriyle donanmış araziyi seyretmeye, o çiçeklerden yayılan değişik kokuları içlerine çekmeye, bol ve nadide ağaçların ilginç meyvelerinden yemeğe giderler... O bölgede değişik renk ve görünümdeki taşların göz alıcı manzarasını seyrederler...

Fakat ihtiyaçlarını karşıladıkları yerden fazla ayrılmazlar...

Gemiye döndüklerinde de nispeten rahat yerlere yerleşirler...
 
***


Diğer bir kısım ise, ihtiyaçlarını karşıladıkları yerden ayrılmamakla birlikte o sedefleri, değerli taşları, çevredeki mevye ve çiçekleri toplamaya koyulurlar...

Ellerindeki yükle gemiye dönerler...

Başkalarının önceden geminin geniş ve rahat bölümlerine yerleştiklerini görürler...

Bunun üzerine ancak dar, engebeli ve sert bir yere yerleşebilirler...

Değerli gördükleri taş ve sedefler, çiçek ve meyveler dar ortamda kendilerine yük olmaya başlar...

Dar ortamda onları kollamak, kaybolmalarını engellemek, aynı zamanda rahat biçimde yolculuk etmek mümkün olmamaya başlar...

Taşıdıkları şeylerin yolculuk esnasında kaybolması korkusu, üzüntüsü ile yolculuk bir süre sonra yolculuk olmaktan çıkar ve bir azap haline gelir...
 
***


Bir diğer kısım yolcu ise ihtiyaç için indikleri yerde, gemilerini ve gidecekleri vatanı unuturlar...

İhtiyaç için mola verdikleri yerdeki taşlar, sedefler, çiçekler, meyveler akıllarını başlarından alır...

Onların hepsine sahip olmak, her meyveden ve çiçekten tat almak isteği, onları zormanın derinliklerinin içine götürmeye başlar...

Kaptanın çağrısını duymazlar...

Gemi hareket ettiğinde, adada kalırlar...
 
***


Gemi kalktığında, artık onların gidecek bir gemileri, varacak bir yurtları, rahat edebilecekleri bir umutları kalmamıştır...

Bulundukları yerde tehlikelerle ve güçlüklerle karşı karşıyadırlar...

Bazısı yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanırlar, kimisi bataklıklara gömülür...

Tanımayanlar için rahmet, tanıyıp bilenler için ibret olurlar...
 
***


Gemiye son anda dönenler uzun yolculuk boyunca, adadan aldıkları taşları, sedefleri koruyacağım, kimseye kaptırmayacağım diye sürekli bir endişe içinde yaşarlar...

Her kaybolan taş, yeni üzüntülere sebep olur...

Topladıkları çiçekler ve meyveler ise, gemide bir süre sonra bozulur ve atılırlar...

Geminin en rahatsız yerinde, sürekli endişe, gerginlik içinde, ellerindekini ya çürüyerek, ya çaldırarak, sonuçta yitirerek yolculuk yaparlar...

Yolculuk yolculuk olmaktan çıkar...

Azap haline gelir...
 
***


Adaya çıktıklarında çevreyi seyre dalıp, ihtiyaçlarını bitirdikten sonra zaman geçirenler ise, dönüşlerinde rahatsız bir yolculuk yapmak zorunda kalırlar...
 
***


Ünlü filozof Kindinin öyküsü şöyle biter;

`Bizim bu alemden gerçek aleme geçişimizin örneğini teşkil eden bu örnekler, bu alemden gelip geçenlerin durumuna benzemektedir...

Eğer bir şeye üzüleceksek, geminin bizi gerçek vatanımıza rahat biçimde ulaştırmasına engel olan yükleri yüklendiğimiz için üzülelim...

O gerçek vatan ki, orada yokluklar, özlemler ve kayıplar bulunmadığı için sıkıntı ve üzüntü de yoktur...

(İnsanlar Uyurlar... Ölünce Uyanırlar... Emre Dorman)
Bu yazı toplam 548 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim