• BIST 90.263
  • Altın 228,068
  • Dolar 5,9638
  • Euro 6,7561
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 30 °C

Çocuklar birbirlerini acıtırlar... Çünkü büyükler evde filtresiz konuşur

Reha Muhtar

Yaşamımda ilk acımasız saldırıları çocukken yaşadım ben...

Ayşe Nazlı`nın ilkokula gideceği günlerde, `çok önemli olduğuna inandığım şeyler söylemiştim annesine...

Büyükler `evde kendi aralarında konuşurlar...

Konuşurken `öteki insanlara karşı duyarsızdırlar...

Yargılayıcıdırlar...

Suçlayıcıdırlar...

Başkalarının kötü halinden, kendilerine ve ailelerine `şükür çıkarırlar...

Başkalarının mutsuzluğundan, mutluluk yaratmaya uğraşırlar...

Anlama, empati kurma, sevgi sunma yoksunudurlar...

Üstelik evlerin içinde filtresiz konuşurlar...

Söz konusu başkaları oldu mu suçlayıcı, yargılayıcı, sevgisiz ve özensizdirler...
 

***



Çocuk evde konuşulanları kaydeder...

Büyüklerin düşüncesini, tartışmasız `gerçek kabul eder...

Küçük egosunun büyüme sancıları, kırgınlıkları, yılgınlıkları, hayal kırıklıkları, bu konuşmalarla birleşir...

Acıtacak bir salvo niyetine küçük muhatabına yönelir...

`Çocuklar hain olur derler...

Oysa hain olan çocuklar değildir...

`Hain olan, gaddarlığa soyunan, `çocukların yanında filtresiz konuşan, kötülük saçan, yargısız infaz yapan, sevgisiz kıyımlara sapan büyüklerdir...

Hain olan ebeveynlerin, ev içindeki filtresiz konuştukları duyguları, düşünceleri ve ithamlarıdır...

Sevgisizlikleridir...
 

***



Mustafa`nın (Balbay) kızı Yağmura `Senin baban terörist diyen sınıf arkadaşı değildir gerçekte...

Yağmur`a `Senin baban terörist diyen, o çocuğun evindeki ebeveynlerdir muhtemelen...

Çocuk, Mustafanın `Türkiye tarafından tartışılan ve uzlaşılamayan teröristliğini!!! bilemez...

Savcının iddianamesini okuması beklenemez...

İddianameden etkilenmesi, yargıdan önce vicdanında kanaat edinmesi düşünülemez...

Çevresindeki büyükler, yakın arkadaşlarının etrafındaki ebeveynler, belki bir öğretmen, belki okulda bir herhangi görevli, mahalleden bir etkili, her halükarda çocuğun önemsediği biri, Yağmurun babası Mustafa Balbay`ın `terörist olduğunu kısık sesle fısıldamıştır kulağına...

Onu Yağmurdan ve teröristlerden koruyormuş edasıyla...
 

***



Tevfik Fikret veya bir başkası...

Okul yönetimlerinin görevi, `büyüklerin içindeki kötülüğü, gaddarlığı, zulmü, hainliği, aşağılamaları, yargısız infazları ve asmaları kabul edilmez bir üslupla engellemektir...

Büyüklerin ev içinde `acımasız, kötücül ve gaddar yargıları çocuklarının ağızlarında ertesi gün infaza yönelik bir cellat kementidir...

Okullar çocukları eğitmekten önce korumak için vardır...

Mesele Tevfik Fikret değil, mesele okullardaki anlayıştır...

Çocukları korumak bu toplumun ve onun okullarının görevidir...

Yağmur ve Nazlıcan korunacak çocukların en başında gelmektedir...
 

İÇ SESİMİZİ DİNLEMEK

`Temel doğa kanunlarından biri şudur;

Taşıyabileceğinizden daha fazla bir yükü yüklenmeyiniz...

Yolunuz sevgiyle hazırlanmıştır...

Hazır olduğunuzun üzerinde bir bilgi ya da gerçek ortaya çıkmayacaktır...

Yani siz hazır olduğunuzda parçacıklar sizi bulacaktır...

Öğrenci sabırlı olmalıdır...

Zamanlama önemlidir ve zamın geldiğinde cevaplar size gelecektir...
 
***


Quaker`in sakin, kısık iç ses` dediği, kişisel bilgelik kaynağımız olan içsel rehberinizi duymazdan gelmek çok kolaydır...

Çevremizdeki dünya dayatmalarına uymamız için bize baskı uygularken, kendi iç sesimizi duymak genellikle çok zordur...

Aramakta olduğumuz doyum ve bolluğu bulmak için ihtiyaç duyduğunuz anlarda size gelen hisleri dinlemelisiniz...

Robin Sharma


 

İLKOKUL ARKADAŞI...

Kolej`e girdiğim ilkokul üçüncü sınıftan ortaokulu bitirine kadar tam altı yıl beraber okumuştuk Ayşimle...

Ankara`ya gitmeyi düşündüğünü söyleyince, `Hazırlan beraber gidelim dedim TED`in 85. yılı kutlamasına...

İnsanın çocukluk arkadaşıyla bir arada olması, bütün çocukluğunu buzulların arasından yeni baştan ortaya çıkartıyor...

Bütün bir ilkokul ve ortaokul günleri, dersleri, Hoca`ların bize yaptıkları, bizim Hoca`ların yaptıklarına verdiğimiz reaksiyonları konuştuk yol boyu...

Ayşim bir pedagog...

Daha orta okuldayken, doktor olan babasının aksine `tıp değil, çocuk eğitimi üzerine eğitim alacağını söylerdi...

İstediği eğitimi aldı ve mükemmel bir pedagog oldu...
 
***


Onunla konuşurken, `anlayışlı ve bizi içten sevdiğini hissettiğimiz öğretmenlerin üzerimizde ne büyük izler bıraktığını fark ettik...

O öğretmenleri hiç unutamadığımızı fark ettik...

Buna karşın birincilik sevdasıyla yanıp tutuşan, hırslı bizleri birer yarış atı olarak gören öğretmenlerin ise, üzerimizde ne kadar yıkıcı etkileri yarattığını saptadık...

Sınıfımızda o günlerin Sağlık Bakanı`nın kızı vardı...

Ayşim unuttuğum olayı hatırlattı...

- `Bir ev ödevini iyi yapmadığı için cetvelle nasıl dövmüştü öğretmen onu hatırlıyor musun?.. dedi...

Hatırlamıştım...

- `Sonra ne oldu biliyor musun?.. diye devam etti...

- `Üzerinden birkaç gün geçti ve arkadaşımızın dizinde cetvel izleri simsiyah morluklar haline geldi... Hoca gördü. Ne oldu sana kızım dedi...

- `Siz cetvelle vurmuştunuz Hocam dedi...
 
***


Öğretmen utanmıştı...

Fakat ne enteresan babası Sağlık Bakanı olan o arkadaşımızın ailesi bir günden bir güne hiçbir girişimde bulunmayı düşünmedi okula...

Kolej öyle bir Kolej`di...

Sağlık Bakanı olan ebeveyn bile Kolej`in eğitimine karışmayı düşünemezdi...

Döven öğretmenler üzerimizde `sevgi dolu hiçbir iz bırakmadan gönlümüzden koptular...

Oysa okuldayken o öğretmenlerin `çocukları çok iyi yetiştirdiği, çok disiplinli olduğu ve onlara düşmenin bir şans olduğu söylenirdi...
 
***


Hocaları `iyi kötü ifşa etmeyeyim en iyisi...

Fakat ortaokulda bir Türkçe Hocamız vardı onu yazmazsam çok ayıp ederim...

Türkan Gönenç...

Bize Türkçe`yi ve edebiyatı sevdiren kadın...

Onu andık Ayşimle yol boyu...

Türkan Hanım`ın sevecenliğini hatırlayıp, kalplerimizi ısıttık...

Onu anarken kendi çocukluğumuzu andık...

İngilizce öğrendiğimiz bir Kolej`i okurken, yabancı ve misyoner eğitimlerin bir parçası haline gelmediğimizi... Yerli olabilmenin ve yerli kalabilmenin mutluluğunu... Batı`nın çağdaş uygarlıklarıyla eşit düzeyde eğitim görürken Cumhuriyet çocuğu olarak yaşamanın hazzını tattık... Ne mutlu TED Koleji`ndenim diyene...

85. yılı kutlu olsun tüm Kolej`lilerin...
Bu yazı toplam 617 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim