• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 26 °C

Aynaya bakmadan sokağa çıkma

Mehmet Y. Yılmaz

BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, CHP'nin "Türk Baas'ı" olduğuna karar verdi.

Güleceğim ama gülemiyorum!
"Baas" kelimesi, Arapçada "diriliş" anlamına geliyor. "Yeniden diriliş" gibi algılamak gerek.
Cennet vatanımıza baktığımızda bir şeyleri "yeniden diriltmeye çalışan" bir partiyi gözlerimiz arayacak olursa, göreceğimiz de AKP'den başkası değil.
Müthiş bir Osmanlı dirilişi özlemi, pan-İslamist bir vizyon!
Öte yandan Baas partilerinin iktidarda olduğu ülkeler ile Yeni Türkiye de birbirine çok benziyor!
Tek parti iktidarı, bürokrasinin, yargının, emniyet güçlerinin bu iktidarı korumak için katı uygulamaları.
Bakın "güvenlik" paketi TBMM'den çıktığında, polis sizi sokakta çevirebilir, evinize girebilir, işyerinizde arama yapabilir, sizi alıp iki gün karakolda tutabilir!
Yazarken aklıma Mısır geliyor!
"Muhaberat" dedikleri kuruluş, ki bizdeki karşılığı MİT oluyor, o her şeye kadirdir!
Muhaberat herkesi izler, fişler, başındaki adam rejimin en önemli ikinci adamıdır, dış politikadan iç politikaya her şeye karışır.
Yeni Türkiye'deki gibi yani!
Bizim memleketten söz ediyorum ama özneyi değiştirseniz kolaylıkla Suriye'den söz ettiğiniz bile düşünülebilir.
Baas ideolojisinin en güçlü yönü, devleti bütün kurumlarıyla ele geçirmekle ilgilidir.
Hâkimleri o seçer, savcılar zaten aksini düşünemez bile. Baas ile aranız iyiyse istediğiniz yere bina da dikersiniz, devletin bütün ihalelerini de siz alırsınız.
Baasçı değilseniz kamu kurumlarında odacı bile olamazsınız.
Yeni Türkiye gibi!
Medya da onun kontrolündedir. Hasaneyn Heykel, Mısır'daki prototipiydi, bizde de benzerleri var. Başkan'ın uçağına onlar biner, demeçler onlara verilir vs.
Davutoğlu, Türk Baas arıyorsa, önce bir aynaya bakmalıdır!
 

Müdür Bey izin verdi söylenecek bu türkü
 
ANTALYA'da Servisçiler Odası toplantısında konuşan Milli Eğitim Müdürü, "Kız öğrenciler servislerin ön koltuğuna değil arka koltuğuna binecek. Ön koltuğa oturanlar mutlaka erkek öğrenciler olacak" dedi.
Bununla ilgili haber Antalya Köfez gazetesinde yayımlandı.
Müdür Bey'in açıklamasına göre bunun gerekçesi "can güvenliği"!
Zekâmda tuhaflık var, artık kabul etmek zorundayım, bunu da anlayamadım tabii.
Yani kız çocuklarının canı, oğlan çocuklarının canından daha mı kıymetli?
Müdür Bey, bir anlamda "pozitif ayrımcılık" mı yapıyor?
İyi de o oğlan çocuklarının canı, anaları, babaları yok mu? Ağaç kovuğundan mı çıktı bunlar?
Ben Antalya'da büyüdüm, hepimiz çelimsiz oğlanlardık. Acaba zaman içinde Antalya'nın havası, suyu oğlan çocuklarını birer Herkül'e ya da Süpermen'e dönüştürdü de benim haberim mi yok?
Bir kaza olacağını sezdiklerinde X ışınlı bakışlarıyla bunu engelleyebiliyorlar mı ya da servisten atlayıp kaslarının gücüyle iki arabanın arasına girip çarpışmayı engelleyebiliyorlar mı?
Gerçekten anlaya-madım, dedim ya, zekâm Yeni Türkiye'de artık bir işe yaramıyor!
Kim bilir, belki de Müdür Bey kardeşimiz, harem-selamlık uygulamasını bu gerekçenin ardına saklıyor da olabilir.
Küçücük kızların ve oğlanların, bir serviste karışık oturmasından kıllanıyordur belki de!
Küçücük çocukların 
aynı merdivenleri kullanmasından hazzetmeyip giriş kapılarını ayıran "eğitimci" müdür beylerden geçilmiyor artık bu ülke.
Dikkatimi şu çekti ki Müdür Bey, mesela her çocuğun emniyet kemeri takmasının zorunluluğundan filan da söz etmiyor.
Kalabalık servis sorununa değinmemiş bile.
Bir derdi daha var, servislerde çalınacak şarkıları da kendisi seçecekmiş.
Aklıma Tokat Reşadiye'den bir türkü geldi, ister istemez.
"Müdür Bey'in yeşil kürkü / Yeni de çıktı bu türkü / Müdür Bey izin verdi / Söylenecek bu türkü de yanıyom ben / Yanma da güzelim yanıyom ben de/ Mendil salla gidiyom ben"!
Ben de çok güzel söylerim ama elimden bir tutan olmadı işte!
Zara şahane yorumluyor, internette var, kolayca bulursunuz.
 

Futbol, futbolcuların oyunudur
 
ŞAMPİYONLAR Ligi'nde Arsenal–Galatasaray maçını Londra'da seyrettim. Maça girerken hostes kızlardan biri bir "maç dergisi" uzattı, o kadar sarışındı ki kıramayıp, 10 pound'u saydım, satın aldım!
Koca dergi, teknik direktör Arsene Wenger'in önsözüyle başlıyordu. Futbolcular tanıtılıyor, fikstür anlatılıyor, Galatasaray ile ilgili bilgiler veriliyor vs.
64 sayfalık dergide Arsenal'n başkanının resminden geçtim, ismi bile yoktu.
Arkadaşım Mustafa Oğuz, Arsenal'in üyesi. Her sezon başında ona da bir Arsenal kitabı geliyor, onda da yöneticiler ile ilgili tek satır yok! Hatta menajer Arsene Wenger'in adının altında "Boss" yani patron yazılı!
Bizim spor sayfalarına bakıyorum, her cinsten yöneticinin işgal ettiği yer, futbolculardan daha geniş.
Maşallah her şeyi biliyorlar. Oyun kurallarına vâkıflar, bu yüzden hakemleri beğenmiyorlar. Teknik direktörden daha fazla taktik biliyorlar. Stilist olanları bile var, oyuncuların kılığına kıyafetine karışıyorlar.
Herkes Türkiye'de futbolun nasıl kurtulabileceğinden söz ediyor, ama belli ki bu düzen içinde kurtulabilmesi de mümkün değil.
Futbol medyasına (spor medyası diyemiyorum ne yazık ki) bir önerim var:
Televizyon haberlerinde, gazete sayfalarında yöneticilere yer vermeyi bırakın!
Mikrofon tutmayın, fotoğraflarını basıp, demeçlerini yayınlamayın.
Bunu iki sezon başarabilirseniz hiç kuşkum yok ki bu işin kurtulması için en önemli ilk adımı atmış olacaksınız.
Unutmayın, bu oyun futbolcuların, teknik direktörlerin oyunudur, yöneticilerin değil.

Bu yazı toplam 33425 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Haber Konseyi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 262 49 23 | Haber Sistemi: CM Bilişim